Kolsuz, ayaksız, kanatsız kalmış bir kuştur yetim. Ağlar, yanaklarında kurur gözyaşı. Acıkır, midesinin konserini dinler kendisi. Duvar diplerinde çizer, yalnızlığın resmini. Boynu bükük olmayı en iyi onlar bilir. Masumiyet en çok onlara yakışır.
Şefkate en çok onların ihtiyacı vardır.
Zemheride sevgisizliktir onları üşüten; soğuk değil.
İşte öyledir yetim?
Arkadaşlarının arasında arkadaşsız; kalabalıkların içinde yalnız?
Böyle bir yetimi buldunuz, gördünüz mahallenizde, sokağınızda, sınıfınızda, okulunuzda.
Evinize, sofranıza çağırıp sıcak bir çorba içirdiniz ona.
İyilik kanatlarınızın altına aldınız onu, kalp sıcaklığıyla ısıttınız yanaklarını.
Yalnızlık sarayının billur odalarından çekip alarak oradan kurtardınız onu.
Müjdeler olsun size!
Ne mutlu size!
İşte bir muştu size!
Sahabe efendilerimizden İbn-i Abbas (ra) anlatıyor:
Allah Resûlü (S.A.V.) buyurdu ki:
- Kim Müslümanlar arasından bir yetim alarak yiyeceğinden ve içeceğinden yedirirse, affedilmez bir günah işlememişse, Allah onu mutlaka cennete koyacaktır.
Böyle güzel bir işi yapmışsanız müjdeler olsun size!
Ne mutlu size!
Akrabalarınıza, komşunuza, annenize, babanıza, konu komşunuza, hısım akrabanıza bir gül gibi sunulacak bir haber işte.
Siz de olabilirdiniz gözyaşıyla üşüyen.
Siz de olabilirdiniz bayramın anlamını unutan; hatta hiç bilmeyen.
Biliyorsanız şükredin.
Biliyorsanız aralayın cennetin kapısını.
Aralayın kapılarınızı sıcak sofralarınızda bir yetimi ağırlamak için.
O zaman Efendimiz (S.A.V.)’in yukarıda söylediğimiz sözleri bir müjde olacaktır.
Böylesi bir sevaba nail olmak için adım atmamışsanız, hâlâ fırsatınız var demektir.
Yetimler, garipler, kimsesizler sizi bekliyor bir yerlerde.
Cennet sakinleri de cennette sizleri…!
Anmaktan Anlamaya...
Yâ Rasûlallah, eğer Sen, gelmeseydin âleme,
Güller açmaz, bülbül ötmez, mechûl esmâ Âdem’e
Varlığın mânâsı kalmaz, garkolurda mâteme!....
Peygamberimizin dünyayı teşrifleri olan Mevlid-i Nebevi (Hicri Rebiülevvel ayının 12. gecesi), asırlardır milletimiz tarafından “Mevlid Kandili” olarak kutlanmaktadır. Diyanet İşleri Başkanlığı ve Türkiye Diyanet Vakfı, yüzyıllar önce bir ilim ve kültür bayramı şeklinde kutlanan mevlid geleneğini canlandırmayı amaçlamış, bu düşünce ile de Peygamberimizin doğum gününü içine alan haftayı, “Kutlu Doğum Haftası” olarak ilan etmiştir.
Diyanet İşleri Başkanlığı ve Türkiye Diyanet Vakfı tarafından 1989 yılından itibaren Peygamber Efendimizin doğum yıldönümleri, her yıl “Kutlu Doğum Haftası” adıyla ilmi ve kültürel etkinliklerle kutlanmaktadır.
Kutlamaların 17. bu yıl 9-20 Nisan tarihleri arasında Türkiye genelinde konferans, panel ve diğer sosyal-kültürel faaliyetlerle icra edilecektir.
Ay desem nûruna, aydan daha parlaksın Sen.
Su desem, cümle sulardan daha berraksın Sen.
Şaşırıp inci desem, inci de Senden doğuyor.
Sade bir katresi deryâ gibi ırmaksın Sen.
Gül desem, ey yüce mahbûb, terinin damlası o
Neye teşbih edeyim, mahzar-ı levlâksın Sen.
Ey Rauf, anneler evlada dönüp bakmazken,
Bir Rahimsin ki, bütün aleme kundaksın Sen.
Muharrem Ayı ve Aşure Günü
"Şehrullahi'l-Muharrem" olarak meşhur olan, yani "Allah'ın ayı Muharrem" olarak bilinen Muharrem ayı, İlahi bereket ve feyzin, Rabbani ihsan ve keremin coştuğu ve bollaştığı bir aydır.
Allah'ın ayı, günü ve yılı olmaz, ancak Allah'ın rahmetine ermenin önemli bir fırsatı olduğu için Peygamberimiz tarafından bu şekilde ifade edilmiştir. Âşura Günü ise Muharrem'in 10. günüdür. Âşura Gününün Allah katında ayrı bir yeri vardır. Bugünde Cenâb-ı Hak on peygamberine on çeşit ikramda bulunmuş ve kudsiyetini arttırmıştır. Bu günlerde oruç tutmak çok faziletlidir. Hicrî Senenin ilk ayı olan Muharrem ayının 10. günü Âşura Günüdür. Muharrem ayının diğer aylar arasında ayrı bir yeri olduğu gibi, Âşura Gününün de diğer günler içinde daha mübarek ve bereketli bir konumu bulunmaktadır. Âşura Gününün Allah katında da çok seçkin bir yerinin olduğunu Fecr Sûresinin ikinci âyeti olan "On geceye yemin olsun" ifâdelerinin tefsirinden öğrenmekteyiz. Bazı tefsirlerimizde bu on gecenin Muharrem'in Âşurasine kadar geçen gece olduğu beyan edilmektedir.(1)
Cenâb-ı Hak bu gecelere yemin ederek onların kudsiyet ve bereketini bildirmektedir.
Bugüne "Âşura" denmesinin sebebi, Muharrem ayının onuncu gününe denk geldiği içindir. Hadis kitaplarında geçtiğine göre ise, bu güne bu ismin verilmesinin hikmeti, o günde Cenâb-ı Hak on peygamberine on değişik ikram ve ihsan ettiği içindir. Bu ikramlar şöyle belirtilmektedir: 1. Allah, Hz. Musa'ya (a.s.) Âşura Gününde bir mucize ihsan etmiş, denizi yararak Firavun ile ordusunu sulara gömmüştür. 2. Hz. Nuh (a.s.) gemisini Cûdi Dağının üzerine Âşura Gününde demirlemiştir. 3. Hz. Yunus (a.s.) balığın karnından Âşura Günü kurtulmuştur. 4. Hz. Âdem'in (a.s.) tevbesi Âşura Günü kabul edilmiştir. 5. Hz. Yusuf kardeşlerinin atmış olduğu kuyudan Âşura Günü çıkarılmıştır. 6. Hz. İsa (a-s.) o gün dünyaya gelmiş ve o gün semâya yükseltilmiştir. 7. Hz. Davud'un (a.s.) tevbesi o gün kabul edilmiştir. 8. Hz. İbrahim'in (a.s.) oğlu Hz. İsmail o gün doğmuştur. 9. Hz. Yakub'un (a.s.), oğlu Hz.Yusuf'un hasretinden dolayı kapanan gözleri o gün görmeye başlamıştır. 10. Hz. Eyyûb (a.s.) hastalığından o gün şifaya kavuşmuştur.(2) Hz. Âişe'nın belirttiğine göre, Kabe'nin örtüsü daha önceleri Âşura gününde değiştirilirdi. İşte böylesine mânalı ve kudsî hâdiselerin yıldönümü olan bu mübarek gün ve gece, Saadet Asrından beri Müslümanlarca hep kutlana gelmiştir. Bugünlerde ibadet için daha çok zaman ayırmışlar, başka günlere nisbetle daha fazla hayır hasenatta bulunmuşlardır. Çünkü, Cenab-ı Hakkın bugünlerde yapılan ibadetleri, edilen tevbeleri kabul edeceğine dair hadisler mevcuttur. Âşura Gününde ilk akla gelen ibadet ise, oruç tutmaktır. Muharrem ayı ve Âşura Günü, Ehl-i Kitap olan Hıristiyan ve Yahudiler tarafından da mukaddes sayılırdı. Nitekim, Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam Medine'ye hicret buyurduktan sonra orada yaşayan Yahudilerin oruçlu olduklarını öğrendi. "Bu ne orucudur?" diye sordu. Yahudiler, "Bugün Allah'ın Musa'yı düşmanlarından kurtardığı Firavun'u boğdurduğu gündür. Hz. Musa (a.s.) şükür olarak bugün oruç tutmuştur" dediler. Bunun üzerine Resulullah Aleyhissalâtü Vesselam da, "Biz, Musa'nın sünnetini ihyaya sizden daha çok yakın ve hak sahibiyiz" buyurdu ve o gün oruç tuttu, tutulmasını da emretti.(3) Aşûra günü yalnız ehl-i kitap arasında değil, Nuh Aleyhisselâmdan itibaren mukaddes olarak biliniyor, İslam öncesi Cahiliye dönemi Arapları arasında İbrahim Aleyhisselâmdan beri mukaddes bir gün olarak biliniyor ve oruç tutuluyordu. Bu hususta Hazret-i Âişe validemiz şöyle demektedir: "Âşûrâ, Kureyş kabilesinin Cahiliye döneminde oruç tuttuğu bir gündü. Resulullah da buna uygun hareket ediyordu. Medine'ye hicret edince bu orucu devam ettirmiş ve başkalarına da emretti. Fakat Ramazan orucu farz kılınınca kendisi Âşûrâ gününde oruç tutmayı bıraktı. Bundan sonra Müslümanlardan isteyen bugünde oruç tuttu, isteyen tutmadı." 'Buhari, Savm: 69. O zamanlar henüz Ramazan orucu farz kılınmadığı için Peygamberimiz ve Sahabileri vacip olarak o günde oruç tutuyorlardı. Ne zaman ki, Ramazan orucu farz kılındı, bundan sonra Peygamberimiz herkesi serbest bıraktı. "İsteyen tutar, isteyen terk edebilir" buyurdu.(4) Böylece Âşura orucu sünnet bir oruç olarak kalmış oldu. Âşura orucunun fazileti hakkında da şu mealde hadisler zikredilmektedir. Bir zat Peygamberimize geldi ve sordu:
"Ramazan'dan sonra ne zaman oruç tutmamı tavsiye edersiniz?" Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam, "Muharrem ayında oruç tut. Çünkü o, Allah'ın ayıdır. Onda öyle bir gün vardır ki, Allah o günde bir kavmin tevbesini kabul etmiş ve o günde başka bir kavmi de affedebilir" buyurdu.(5) Yine Tirmizi’de de geçen bir hadiste Peygamberimiz şöyle buyurmuşlardır: "Âşura Gününde tutulan orucun Allah katında, o günden önce bir senenin günahlarına keffaret olacağını kuvvetle ümit ediyorum."(6) "Ramazan ayından sonra en faziletli oruç, Allah'ın ayı olan Muharrem ayında tutulan oruçtur”(7) hadis-i şerifi ise, bu günlerde tutulan orucun faziletini ifade etmektedir. Bu hadisin açılamasında İmam-ı Gazali, "Muharrem ayı Hicrî senenin başlangıcıdır. Böyle bir yılı oruç gibi hayırlı bir temele dayamak daha güzel olur. Bereketinin devamı da daha fazla ümit edilir" demektedir. Gerek Yahudilere benzememek, gerekse orucu tam Âşura Gününe denk getirmemek için, Muharrem'in dokuzuncu, onuncu ve on birinci günlerinde oruç tutulması tavsiye edilmiştir. Bu mânâdaki bir hadisi İbni Abbas rivayet etmektedir. Bunun için, müstehap olan, aşure Gününü ortalayarak, bir gün önce veya bir gün sonra oruç tutmaktır. Bu günde oruçtan başka hayır, hasenat ve sadaka gibi güzel âdetlerin de yaşatılması isabetli ve yerinde olacaktır. Herkes imkânı nisbetinde ailesine, akraba ve komşularına ikramda bulunur; bugünlerin faziletini bildiren hâdiseleri hatırlayarak ihsanda bulunursa şüphesiz sevabını kat kat alacaktır. Bilhassa, Peygamberimiz, mü'minin aile efradına Âşura Gününde her zamankinden daha çok ikramda bulunmasını tavsiye etmiştir. Bîr hadiste şöyle buyurular: "Her kim Aşura Gününde ailesine ve ev halkına ikramda bulunursa, Cenab-ı Hak da senenin tamamında onun rızkına bereket ve genişlik ihsan eder."(9) Bu aile mefhumunun içine akrabalar, yetimler, kimsesizler, konu komşular da girmektedir. Fakat, bunun İçin fazla külfete girmeye, aile bütçesini zorlamaya lüzum yoktur. Herkes imkânı ölçüsünde ikram eder. Âşura gününün manevi ve berraklığı üzerinde Kerbela karanlığının kesafeti de görülmektedir. 61. hicret yılının Muharrem'ine ait 10. gününde Hazret-i İmam Hüseyin (r.a.) 55 yaşında iken Sinan bin Enes isimli bir hain tarafından Kerbelâ'da hunharca şehit edilmiştir. Bu gadr ve zulmün arkasında Emevi Halifesi Yezid, onun Küfe valisi İbni Ziyad vardır. Yarım asır öncesinden Peygamberimizin bizzat haber verildiği bu ciğerleri yakan olay Hazret-i Hüseyin'i Cennet gençlerinin efendisi olma şanına yüceltmiştir.
Şehitler mükâfatını almış en yüce mertebelere ulaşmıştır. Yüce Allah'ın da zalimlere hak ettikleri cezayı en âdil bir şekilde vereceğinden şüphemiz yoktur. Kader hükme boyun eğen her mü'min bu olaya üzülür, ancak itidalini ve soğukkanlılığını kaybetmez. Duyguları yanlışlara ve taşkınlıklara götürmez. Çünkü meydana gelen bütün olaylar ezelî takdirin bir hükmüdür. Bu açıdan bunu bir "yas merasimi" haline dönüştürmek ehli-i sünnetin itikat ve inancına aykırıdır.
1) Hak Dini Kur ân Dili. 8 5793. 2) Sahih-i Müslim Şerhi, 6:140. 3) Ibtıı Mâce, Siyam: 31. 4) Müslim. Siyam: 117. 5) Tîrmizî. Savm: 40. 6) A.g.e., Savın: 47. 7) İbni Mâce. Siyam: 43. 8) İhyâ, 1:238 9) et-Tergîb ve'l-Terhİb, 2:116.
Gözün meyvesi gördüğü ile tefekkür etmek, Kulağın meyvesi Kuran-ı dinlemektir, Dilin meyvesi Allah’ı zikretmek, Ellerin ve ayakların meyvesi ise hayırlı işlere koşmaktır. Kalp ağacın kurursa meyvelerin çürür, Onu kurtarmak için çokça zikreyle. Hakikat odur ki ilaçsız şifa olmaz, ve kalp yaratıcının evidir... Tefekkürün, zikrin, şifanın, tevbenin ve duanın miracıdır o gece, bin aydan hayırlıdır buyrulan gecedir o, mübarek kitabın indirildiği gecedir. Mübarek kitabın indirildiği, bin aydan hayırlıdır buyrulan gecedir o. Bağışlaması sonsuz olanın, kullarına davetidir bu gece... Bu gece kalbe dönüş, eve dönüş gecesidir.
İnkarın, mucizeyle karşılaştığı bi kurtarılmış zamandır Miraç... İmanın, gaybla imtihan olduğu... Hayat durur, zaman durur, mekan dürülür... bi kutlu nebidir, amca kızı Ümmü Hani nin evindeki sıcak yatağından doğrulan... Ve Miraç bir yolculuktur, alemlere gönderileni, alemlerin sahibiyle buluşturan... Yerler hazır, gökler hazır, melekler muntazır, alem Hatice kadar hüzünlü, Ebu Talib kadar yalnız ve Taif kadar acımasız. Bir şerefli Nebidir, yaşadığı hüzünlerden doğrulan, hüzün tohumlarında sevgilinin davetini büyüten. Ve bir selamlaşmadır Miraç... Cebrail, Adem, Yusuf, İdris ve Harun ve Musa ve İbrahim... Esselamü Aleyküm ya Muhammed (s.av) ve bir aleyküm selam verahmetullahtır Miraç. Ve bir buluşmadır, aşıkun maşukuna adım adım yaklaşması... Kabe kavseyn kadar, Sidretül Müntehaya kadar.. Ve sevenden gelen Ettehiyyatü lillahu vesselevatü vettayyıaeta sevilenden gelen, esselamü aleyke ya eyyühennebiyy ve rahmetullahi veberaktüh mukabelesidir miraç. Ve Miraç bir mukabeledir. Ve Miraç bir mukabeledir. Allah’ım mübarek elçin hürmetine, unuttuklarımızı hatırlat, kaybettiklerimizi buldur, uzaklaştıklarımızı yakınlaştır, yanlışlarımızı doğrulaştır. Allah’ım; kutlu Nebin hürmetine; yoksulları yoksulluklarıyla, zenginleri zenginlikleriyle güzelleştir, fazileti aramızda paylaştır. Allah’ım; en sevgilinin hürmetine; yönsüz kaldığımızda yönümüzü, yolsuz kaldığımızda yolumuzu göster. Allah’ım mübarek Miracın hürmetine; ümit kesilmeyecek merhametinle, bizi, hayatımızı, dünyamızı temizle. Bizlere senin olan, senden olan, sana olan güzelliği ver.
Amin
Miracı mübarek kıl, Muhammed ümmetine!
Şairler aciz kaldı, dile getiremedi Edipler bitab kaldı deyip bitiremedi Alimler hayran kaldı, sırrına eremedi Miracı Nebevinin, müjdesi hürmetine Ya Rab ihsanda bulun Muhammed ümmetine!
Bu gece öyle gece, bizlere nasip ettin Yüce peygamberinle bize müjdeler verdin Tövbe edicileri affedeceğim dedin Tövbe ettik, el açtık Yüce azametine Ya Rab mağfiret eyle Muhammed ümmetine!
Bu gece başka gece, güller seni zikreder Gönüllerde sen varsın, diller seni zikreder Rahmetine uzanan eller seni zikreder Allah’ım sen bizleri gark eyle rahmetine Ya Rab in’amda bulun, Muhammed ümmetine!
Tevfikin ile bizi doğru yola ilettin Habibin Muhammede bizi ümmet eyledin Miraçta ümmetini bağışladım söyledin Allah’ım nail eyle bizi şefaatine Ya Rab ikramda bulun Muhammed ümmetine!
Hüsrana düşenlerden etme bizi Allah’ım! Kulluğundan kovarak atma bizi Allah’ım! Yolunu sapmışlara katma bizi Allah’ım! İltica ettik Rabb’im engin merhametine Ya Rab merhamet eyle Muhammed ümmetine!
Ya Rab ikram etmezsen bize kim yardım eder! Gamdan kurtulamayız, kaplar kasavet, keder Biz sana kul olalım, bu şeref bize yeter Ya Rab bağışla bizi, dahil et cennetine! Miracı mübarek kıl, Muhammed ümmetine!
Önümüzdeki pazar günü idrak edecegimiz Mirac Kandilinin bütün iSLAM alemine huzur bereket getirmesini diliyor zulüm gören din kardeslerimizin acilarinin dinmesini HERSEYi HAKKIYLA BiLEN VE YARADAN Müminlere RAHMAN VE RAHiM kafirlere KAHHAR VE CEBBAR Olan Rabbim den niyaz ediyorum Mirac a kavusmak duasiyla kadiliniz mubarek olsun
VUSLAT
BERAT KANDİLİNİZ MUBAREK OLSUN
Ey herkes unuttuğunda bizi anan Rabbimiz; yüzümüzü, elimizi, bakışımızı, dokunuşumuzu veren Rabbimiz, bizi seni unutanların arasından çıkar al. Bizi bizsiz bıraksanda sensiz bırakma. Allah’ım lütfetki gittiğimiz heryere huzur götürelim. Bölücü değil, birleştirici olalım. Nefret olan yere sevgi, yaralanma olan yere affedicilik, kuşku olan yere inanç, ümitsizlik olan yere ümit, karanlık olan yere aydınlık, üzüntü olan yere sevinç götürmeyi bize lütfet Ya Rabbi. Allah’ım gönlümüzde olanları, hakkımızda hayır eyle, hakkımızda hayır olanlara gönlümüz razı eyle, mübarek kandilini kurtuluşumuz eyle. Amin. Allah’ım mübarek günlerin hürmetine, Hak olarak indirdiğin Kuranı Kerime olan isteğimizi artır. Onun tilavetini gözlerimize nur, içimize şifa kıl. Allah’ım kuranı kerimle dilimize hayır söz, yüzümüze güzellik, vücudumuza kuvvet ver. Allah’ım terazimizi dengele, yolumuzu doğrult, önümüzü aydınlat. Amin... Bizleri yoktan vareden Yüce Rabbimiz buyuruyorki; yokmu bağışlanma dileyen bağışlayayım, yokmu rızık isteyen rızıklandırayım, yokmu şifa isteyen şifa vereyim... Bugün Berat Kandili, bu gün geride bırakılan tüm amellerin Mevlaya arz günü...
Berat kandiliniz mübarek olsun...
RABBİM BİZ SENİN KULLARINIZ VE SANA MUHTACIZ LUTFUNA VE AFFINA TALİBİZ LUTFUNLA BİZE İNAYET AFFINLA BİZE MERHAMET EYLE ŞÜPESİZKİ SEN MERHAMETLİLERİN EN MERHAMETLİSİSİN
Mübârek sözcüğü "bârake"nin ism-i mef'ulü olup, hayır ve bereket verilmiş demektir. Bir terim olarak Cenab-ı Hakk'ın başka gecelerden üstün kıldığı geceleri ifade eder.
İslam dininde ibadetler kamerî aylara göre emredilmiştir. Kamerî takvime göre günün, önce gecesi, sonra gündüzü gelir. Mesela cuma gecesi dendiği zaman perşembeyi cumaya bağlayan gece kastedilir.
Allah Teâlâ bu geceleri, diğer gecelerden daha faziletli (üstün) yaratmış ve bu gecelerde yapılan ibadetlere daha çok mükâfat vermiştir. Aynı zamanda önemli bazı işleri de bu gecelerde yaratır. Bunun için bu gecelere mübarek geceler denir.
Mübârek geceler yedi tane olup şunlardır:
1) Cuma gecesi: Her hafta perşembeyi cumaya bağlayan gecedir.
2) Ramazan bayramıgecesi: Bu, Ramazanın son gününü, ramazan bayramına bağlayan gecedir.
Yukarıdaki üç geceye ait her hangi bir ibadet yoktur. Ancak bu gecelerde yapılan ibadet, dua ve iyilikler Allah Teâlâ tarafından, fazlası ile mükâfatlandırılır. Bu gecelerde yapılan dua hakkında Rasûlûllah (s.a.s) şöyle buyurur: "Beş gece vardır ki, o gecelerde yapılan dualar geri çevrilmez: 1- Receb'in ilk cuma gecesi (Regâib gecesi) 2- Şabanın onbeşinci gecesi (Beraat gecesi) 3- Cuma gecesi 4- Ramazan bayramı gecesi 5- Kurban bayramı gecesi ".
4) Kadir gecesi:Ramazan ayının 27. gecesidir. Fakat başka gecelerde olduğu da rivayet edilmiştir. Bu konuda Râsulullah (s.a.s)'den bir kaç hadis rivayet edilmiştir. Bunların birinde şöyle buyurur. "Kadir,gecesini Ramazan'ın son on gününün tek sayılı (21, 23, 25, 27; 29) gecelerinde arayınız" (en-Nevevi, Riyâzü's-Salihin, II, H. No: 1197).
Ancak İslâm alimlerince kuvvetli ihtimal 27. gecesidir.
Şanı Yüce ve kadri büyük olduğu için bu geceye "Kadir gecesi" denmiştir.
Bu konuda Kadir Suresi'nde Allah Teâlâ şöyle buyurur: "Şüphesiz Biz, Kur'an-ı, Kadir gecesi indirdik. Sen o Kadir gecesinin ne olduğunu bildin mi? Kadir gecesi, bin aydan daha hayırlıdır. O gece melekler ve ruh (Cebrail) Rablerinin izni ile, bütün emirlerle inerler. O gece, şafak atıncaya kadar emniyetli ve selametli bir gecedir" (el-Kadr, 97/1-5).
Bu sûreye göre Kadir gecesinin bir kaç üstün özellikleri vardır:
a) Kur'an-ı Kerim Ramazan ayında bu geceden itibaren inmeye başlamış ve yirmiiki yıl sürmüştür.
b) Kadir; takdir anlamındadır. Yani bu gece, Allah'ın, ezelde takdir ettiği kaderi uygulamak için meleklere emir verdiği gecedir. Bunun için melekler bu gecede yer yüzüne iner.
c) Kadir gecesi içinde o kadar büyük iyilik ve hayır vardır ki bu hayır insanlık tarihinde bin yılda yapılmamıştır. İşte Kadir gecesi bunun için bin yıldan daha hayırlıdır.
Kadir gecesinin ihyasına gelince: Bu geceyi varsa kaza namazlarını kılarak, ibadet ve dua ile ihya etmeye çalışmalı. Çünkü Rasûlûllah (s.a.s) "Kadir gecesini iman ederek ve mükafatını umarak ibadetle geçirenin geçmiş günahları affolur" buyurur.
Rasûlullah (s.a.s) bu gece de şu duayı okumayı tavsiye buyurmuştur.
"Yarabbî, şüphesiz sen affedicisin ve affı seversin; beni de affet " (Riyazü's-Salihin, H. No: 1194).
Regâib, regibe kelimesinin çoğulu olup, sözlükte; itibar edilen şey ve bol ihsan demektir. Bu gece de Rasulû Ekrem (s.a.s)'in, Allah Teâlâ tarafından manevi iyiliklere ve ihsanlara nail olduğu için, buna şükrane olarak oniki rekat nafile namaz kıldığı rivayet olunmaktadır. Ancak bu namaz hakkındaki rivayet kuvvetli değildir. Nafile olduğu için kılınsa sevabı bol, kılınmazsa günahı yoktur. Ancak bu gecelerde kılınan bütün nafileler ferdî kılınır. Önemli olan bu geceyi ibadetle, dua ve niyazla ihya etmektir (bk. "Regâib" mad.).
6)Beraat kandili (gecesi)- Şaban ayının onbeşinci gecesidir. Aslı "Berâet''tir.
Beraat sözlükte; bir zorluktan kurtarmak ve beri olmak demektir.
Allah Teâlâ bu gece af kapılarını açar; bu gecede mü'minler affa uğrarlar ve günahlarından tevbe ettikleri taktirde temizlenirler. Bu gecede, bir yıl içinde olacak bütün işler hükme bağlanıp, ifası için Cenab-ı Hak tarafından meleklere verilir. Bu geceye has bir ibadet yoktur. Gecesini ibadet ve dua ile, gündüzünü oruçlu geçirmek güzeldir.
Kur'an-ı Kerim'de Beraat gecesiyle ilgili görülen âyetler şunlardır:
"(Helâl, haram ve diğer hükümleri) açıkça bildiren bu Kitab'a yemin ederim ki, şüphesiz, biz onu mübârek bir gecede indirdik. Gerçekten biz. sonuçta karşılaşılacak tehlikeleri haber vericileriz. O (öyle bir gecedir ki) her hikmetli iş, nezdimizden sadır olan bir emir ile o zaman ayrılır" (ed-Duhân, 44/2-6).
Alimlerin çoğunluğu bunun "Kadir" gecesi İkrime ile bir grup bilgin de "Beraat" gecesi olduğunu söylemişlerdir. Çoğunluk şu delillere dayanmıştır: Cenab-ı Hak, Kadir sûresinde, Kur'an'ı Kadir gecesinde, bu âyette ise mübârek bir gecede indirdiğini beyan etmiştir. Eğer bu iki geceden kastedilen tek bir gece olmasaydı, çelişki doğardı. Allah Teâlâ, içinde Kur'an indirilen ayın Ramazan ayı olduğunu başka bir âyette de bildirmiştir (el-Bakara, 2/185). Buna göre mübarek gecenin Şaban gecelerinden değil, ramazanın gecelerinden biri olması gerekir. Cenab-ı Hak, mübarek geceyi; "Onda her hikmetli iş ayrılır" diye nitelemiş, Kadir gecesi hakkında da; "Melekler ve Ruh'un bir emirden dolayı, Rablerinin izniyle. inmekte olduklarını" bildirmiştir (bk. el-Kadr, 97/4). Bu "emir", o yıldan gelecek yıla kadar olan amel, rızık, hayat, ölüm gibi Allah'ın kazasıdır. İbn Abbas (r.anh) şöyle der: "Cenab-ı Hakk'ın bütün kazaları Şa'ban'ın yarı gecesinde görevli meleklere teslim edilir". Bazılarına göre, Beraat gecesinde, emirlerin Levh-ı Mahfuzdan alınmasına başlanır. Bu gecede gelecek yıla rastlayan aynı geceye kadar olan olaylar takdir edilir ve bu "kadir" gecesi bitirilir. Rızıklara ait olan takdirler Mikâil (â.s)'a; savaş; zelzele, yıldırım ve musîbetlere ait olanlar da Azrail (a.s)'a bildirilir. Diğer yandan, Beraat gecesine ait beş haslet şunlardır: 1) Her önemli iş bu gecede ayırdedilir. 2) O gecedeki ibadetin fazileti büyüktür. 3) İlâhi rahmet yayılır. 4) Mağfiret gecesidir. 5) O gece, Rasûlüllah (s.a.s)'a şefaat hakkının tamamı verilmiştir. Çünkü, Hz. Muhammed (s.a.s), Şaban'ın onüçüncü gecesi ümmeti hakkında şefaat istemiş, bu şefaatin üçte biri verilmiş, ondördüncü gecesi yine istemiş, üçte biri daha verilmiş, onbeşinci gece yine talep etmiş, bu gece şefaatın tamamı ihsan edilmiştir. Bu şefaatten mahrum olanlar, devenin ürküp kaçtığı gibi Allah'tan kaçanlardır (bk. er-Râzî ve Ebussuud Efendi Tefsirleri, ed-Duhân Sûresi 3. ve 4. âyetlerin tefsiri; Hasan Basri Çantay, Kur'ân-ı Hakim ve Meâl-i Kerim, İstanbul 1959, III, 904, 905).
Beraat gecesi hakkında Allah elçisi şöyle buyurmuştur:
"Şaban ayının onbeşinci gecesi olduğu zaman, gecesinde ibadete kalkın. Ve o gecenin gündüzünü (I5. günü) oruç tutunuz. Çünkü o gece güneş batınca Allah Teâlâ (Keyfiyeti bizce meçhul bir halde) dünyaya en yakın göğe inerek (o andan) fecir oluncaya kadar: Benden mağfiret dileyen yok mu, onu mağfiret edeyim. Benden rızık isteyen yok mu, onu rızıklandırayım. (Bir bela ile) mübtela olan yok mu, ona kurtuluş vereyim. Şöyle olan yokmu? Böyle olan yok mu? Buyurur (İbn Mâce, H. no: 1388).
Diğer bir hadiste de şöyle buyuruyor: "Şüphesiz Allah Teâlâ Şaban ayının onbeşinci gecesi dünyaya en yakın olan semaya (keyfiyyeti bizce meçhul bir şekilde) iner ve Kelb kabilesinin koyunlarının kılları sayısından daha çok günahları (veya günah sahiplerini) bağışlar" (İbn Mâce, H. no: 1389).
7)Mirac gecesi: Recep ayının 27'nci gecesine rastlayan geceye "Mirac gecesi" denir. Mirac mucizesi, hicretten bir buçuk yıl önce, 621 M. yılı başlarında vuku bulmuştur. Bu gecede Hz. Muhammed (s.a.s), Mekke'den Kudüs'e oradan semalara yükseltilerek, melekût âlemini seyretmiş ve Cenab-ı Hak ile aracısız mükâlemede bulunmuştur.
Kur'an-ı Kerim'de mirac olayına şu şekilde kısaca yer verilir: "Kulu (Muhammed'i) gecenin az bir bölümünde kendisine bir kısım âyetlerimizi göstermek için, Mescid-i Haram'dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa'ya götüren Allah bütün noksanlıklardan münezzehtir. İşiten ve gören O'dur" (el-İsrâ, 17/1).
Hz. Muhammed'in, gecenin az bir bölümünde Mescid-i Haram'dan, Mescid-i Aksa'ya kadar olan yolculuğuna "İsrâ", Mescid-i Aksâ'dan göklere yükselip, madde âlemini aşmasına da "mirac" denir. İsrâ; gece yolculuğu yapmak, demektir.
Mirac gecesinin önemi, o gecede Cenab-ı Hak'tan getirilen emir, yasak ve haberlerin öneminden gelmektedir. Mirac gecesi getirilen esasları birkaç maddede toplayabiliriz:
1) İslâm'ı saran tehlike çemberinin, etkisini kaybettiği haber veriliyor.
2) Daha önceki dinlerin yürürlükten kaldırıldığı ilân ediliyor.
3) Hz. Muhammed'in ilâhi gücün tecelli ettiği Sidretü'l-Müntehâ'ya yükselmesi, beşer ilminin sürekli ilerleyeceğine delâlet ediyor.
4) İnsanla Rabbı arasında en önemli iletişim aracı olan beş vakit namaz bu gecede farz kılınmıştır.
5) el-Bakara Suresinin son iki âyeti İslâm ümmetine hediye olarak gelmiştir. "Amenerrasûlü" diye başlayan bu âyetlerde önemli akide konuları yanında, son âyette özlü duâ örnekleri verilmektedir.
6) Allah'a ortak koşmayan mü'minlerin bağışlanacağı müjdesi veriliyor.
İşte bu kadar önemli hükümlerin bir arada bildirildiği Mirac gecesi, önemini bunlardan almaktadır. Mirac gecesinde on iki rek'at nâfile namaz kılınması müstahsen görülmüştür. Bu namazın her rekatında Fâtiha ile başka bir sûre okuyarak, iki rekatta bir selâm vermeli, sonra yüz defa "Sübhânellahi ve'l-hamdü lillâhi velâ ilâhe illâllahü vallahû ekber" demeli, daha sonra yüz defa istiğfar ederek, yüz defa da salâtü selâm okumalıdır. Gündüzün de oruçlu bulunulmalıdır. Böyle bir gecede yapılacak duanın Cenab-ı Hak tarafından geri çevrilmeyeceği umulur.
İslâm'ın mübarek saydığı hicrî kamerî aylardan Recep, Şaban ve Ramazan ayları. Bu aylar ve diğer dokuz ayın süreleri, ayın hareketlerine göre belirlenmektedir. Kameri ayların süresi, şemsî ayların süresine nazaran değişiklik arzeder. Kamerî sene, şemsî seneden on bir gün daha kısadır. Ayrıca kamerî ayların diğer bir özelliği şemsî aylarda olduğu gibi senenin aynı mevsimine değil, değişik mevsimlerine tesadüf etmesidir. Mesela, kamerî bir ay olan Ramazan ayı, senenin mevsimlerini dolaşır. Hicrî ve kamerî aylar arasında küçük önem taşıyan ve "üç aylar" diye adlandırılan Receb, Şaban ve Ramazan ayları mübarek aylar olarak kabul edilirler. Bu ayların Müslümanlarca önemli ölçüde değer kazanmasının sebepleri arasında Hz. Peygamber (s.a.s)'in bu aylar hakkında verdiği haberler gösterilebilir. Rasûlüllah (s.a.s) bir hadis-i şerifinde; "Recep Allah'ın ayı, Şaban benim ayım ve Ramazan ümmetimin ayıdır" buyurmuştur. Ayrıca Peygamber Efendimiz, Receb ayı girince, " Âllahım! Receb ve Şabanı bize mübarek kı!! Bizi Ramazana ulaştır" diye dua ederdi.
Üç ayların değerini ifade eden diğer bir önemli özellik ise beş mübarek kandil gecesinden dördünün bu aylar içinde olmasıdır. Regaib gecesi, Recep ayının ilk cuma gecesine, Mirac gecesi, Recep ayının yirmi yedinci gecesine, Berat gecesi, Şaban ayının on beşinci gecesine, Kadir gecesi ise Ramazan ayının yirmi yedinci gecesine rastlar.
Hz. Peygamber (s.a.s) Şaban ayında çok oruç tutardı. Hz. Aişe, Rasûlüllah (s.a.s)'ın bu aydaki orucu hakkında şöyle der: "Şaban ayındaki kadar çok oruçlu olduğu bir ay görmedim" (Tecrid-i Sarih, VI, 295).
Ramazan ayının fazileti ise çok daha yücedir. Peygamber Efendimiz (s.a.s) şöyle buyurmaktadır: "Ramazan geldiğinde Cennet kapıları açılır, Cehennem kapıları kapanır, şeytanlar da bağlanır" (Müslim, Kitâbu's-Sıyam, 1).
Receb ve Şaban ayları, rahmet ayı olan Ramazanı karşılayan aylar olup Ramazan ayının müjdecisidir. Dinimizde ayrı bir değeri olan üç ayların, kişide insanî özelliklerin olgunlaşmasında ve iradenin kontrol altına alınmasında rolü büyüktür. Zira Receb ve Şaban aylarının feyzinden ve bu aylarda bulunan Regaib, Mirac ve Berat gecelerinin rahmetinden istifade yolunu tutan bu kişi Ramazan ayında ise her türlü kötülükten kendini uzak tutar ve insanî vasıflarının artmasına gayret eder. Nihayet Kadir gecesinde yapacağı ibadet ve tevbe ile manevî hazza ulaşır.
Bu nedenle özellikle, bu aylarda bol bol istiğfar etmek, namaz kılmak, oruç tutmak, Kur'ân okumak ve dua etmek en uygun davranışlardır.
istanbul
'Ya Ben istanbul'u alirim, ya da istanbul Beni' FSM
iSTANBULUN FETHi (29 Mayis 1453
Fatih Sultan Mehmet en iyi hocalar elinde yetismis, ilim ve
imani mecetmis, Turk kulturu ve Islam imanina bihakkin
vakif olmustur. Yuksek ideal sahibi bir genc olarak
ve hakikaten genc bir yasta Osmanli Devleti'nin basin
gecmistir. Butun kaynaklar onun 19 yasinda tahta
oturdugunda muttefiktirler. Demek oluyor ki o 21
yasinda bizim dunyamizda ve Islam dunyasinda soylendiginde,
ilk akla gelen sultan olarak Fatih sanini almistir.
Fatih unvanini yalnizca bu genc bilge, faziletli, cesaretli,
gemileri indirmis, asrin en gelismis toplariyla zamana
meydan okuyan surlarda gedikler acmistir. Bizzat mucidi
oldugu bu silahlarla yalniz Istanbul'un fethini gerceklestirmekle
kalmamis, ayni zamanda Avrupa'da feodalizmin yikilmasini
saglamistir. Istanbul'u bir cihan devletinin payitahti
kilmanin nisanesi olarak Ortodoks kilisesini,
Ermeni ve Yahudiler'i teskilatlandirmis, bunlara atamalarda
bulunmus ve hepsinin "Osmanli Devlet Tahti Emanetinde"
bulunduklarini ilan etmistir.
Ayasofya'yi fethin bir nisanesi olarak camiye tahvil
etmis, ilk cuma namazini bu kutlu sehirde hocalariyla,
kutlu askerleriyle eda etmistir.
Bugun Turk- Islam medeniyetinin hulasasi olan
Istanbul, onun bize ve butun Muslumanlar'a temiz bir armaganidir..
Istanbul bu tarihten itibaren Osmanli hukumdarlari
tarafindan muzeyyen kilinmis, suslenmis, bir cazibe
merkezi haline gelmis, hangi dilden dinden, renkten,
olursa olsun butun bilginlerin bir araya getirildikleri
ve Osmanli medeniyetine hizmette bulunan bir merkez olmustur.
"-Yeniceriye Gazel" adli siirinde Yahya
Kemal Beyatli, bizim bu konuda imanimizi, azmimizi, haysiyetimizi,
serefimizi,
gurur ve emellerimizi cok guzel ifade eder: Dussun celengi Rum'un, egilsin ser-i Freng Vur turku gonderen yed-i takdir askina Son salvetinle vur ki acilsin bu surlar Fecri hucum icindeki tekbir askina.
Ben bu gurbete ile düstüm düseli, Her gün biraz daha süzülmekteyim. Her gece, içinde mermer döseli, Bir soguk yatakta büzülmekteyim. Böylece bir lâhza kaldigim zaman, Geceyi koynuma aldigim zaman, Gözlerim kapanip daldigim zaman, Yeniden yollara düzülmekteyim. Son günüm yaklasti görünesiye, Kalmadi; bir adi;m yol ileriye; Yüzünü görmeden ölürsem diye, Üzülmekteyim ben, üzülmekteyim. Necip Fazil Kisakürek Ne diyebilirim ki bu bana yeter ; cennet ayaklarinin altinda , o mübarek ayaklarini öpeyim anecigim..Kavusmak Mahsere kaldi anam canim anam VUSLAT
ANA
Ana için derler, sonu yok izdirabin... Hep enîndir anada sesi, telin, mizrabin...
Fânîler arasinda en muazzez varliktir ana. O, yeryüzünde dolasirken gökteki bir bas ve cennet de ayaklarinin altindadir. Pabucunun tozu gözlere sürme kadar aziz ve ayaklarina sürülen yüzler ars esigindeki baslar kadar yücedir.Ana inleyen varliktir. Bütün bir hayat boyu inleyen ve sizlayan... Onun analigi o evlâtla kâim; “anam” diyen biriyle... Evlât olmayinca ana, ana degildir. Ya “anam” demeyince! Ananin emeli bir evlât, bazan da bas;ka bir seydir. manâ gibi, ruh gibi, ideâl gibi bir sey...
Ana vardir, dünyaya getirecegi yavruyu Hakk yoluna adar. Ana vardi;r, bir yavru ister, ister de elde etmeden inkisâr içinde gider. Ana vardir, izah edemeyecegi yavrunun hesabiyle iki büklüm olur ve “keske daha önce ölüp de unutulup gitseydim” der. Ana vardir, evlâdiyla âbideles;ir ve basi semaya ulasir. Ana vardir, evlâdiyla derbeder ve perîsan olur. Ana vardi;r, firavun otaginda bir milletin gözdesi. Ana vardir, Nebî hücresinde seytan bendesi. Ana vardir, sessiz, belirsiz ve meçhûldür; fakat güller, çemenler yetistirir. Ana vardir destanlara sigamaz; o, zihinlerde, sînelerde, göklerdedir. Ana vardir, kâgittadir, kalemdedir, romandadir...
Toprak, tohuma ana; kaynak çaglayana; Havva insanog;luna; Meryem bir Ruh’a; Âmine bütün bir hakikate, varligin sirrina, sirlarin özüne...
iyisi de var, kötüsü de ananin. iyisine canlar feda; ya kötüsüne, talihsizine ne demeli.? Evlâdini güldürmemisse ve evlâdindan yana gülmemisse, günyüzü görmemisse
Ana-evlât iki vücud bir rûh. Evlât, ananin vücudundan bir parça, kucaklarda “gönül yakan sevgili”, emekleyen yumurcak ve nihayet birbirini takip eden ayrilislarla, ana için sîneyi yakan bir kor, kalbe saplanan bir mizrak...
Gelisme dönemi, tahsil hayati askerlik çagi bunlarin her biri, ananin yüregini agizlarina getiren bir izdirap dönemeci. Ana, her zikzakda bir sürü gözyasi döker: Yavrusunun okuma ayriligina, izdivaç ayriligina veaskerligine... Evet, o, daima aglar, daima buhurdan gibi tüter. Teselli bulup durdugu oldugu gibi, sel sel olan gözlerinin yasinda boguldugu da olur. O, mukaddeslerine, vatanina, namusuna kurban verdigi yavrusunu armagan sayar ve teselli olur. Ya bir hiç ugruna ölene? iste burada ananin dili tutulur.
Evet o, küffara karsi sehit olan evlâdina kosmalar dizer, ninni söyler, onlarla avunur.
“Burasi Yemen’dir, Gülü çemendir, Giden gelmiyor Acep nedendir, Acep nedendir.” Gözlerde sehit silûeti, kulakta cennet irmaklari gibi onun sesi: “Küffar Kirimi aldi anam, Düsman yurduma daldi anam, Irzim pâymal oldu anam, Ben oraya giderim...”
Kirim’da küffara iltihak eden de var. Plevne’yi unutup Tuna’da tenezzühe çikan da var. iste ananin belini büken de bunlardir. Eski kurbanin düsmani yeni kurbanin dostu; ne desin ana bu girift bilmeceye..!
Vay benim talihsiz anam! Kalbi rahatsiz anam, kaddi bükülmüs, gözleri dolmus anam; dizine vurup saçlarini yolan anam! Kim etti bunlari sana? Kim kiydi kalbinin semeresine, gözünün nuruna? Kiralim o elleri. Su serpelim atesine...
Artik aglama anam! Gözyaslarinda meydana gelen bulutlar, tâ arsa kadar yükseldi. Bak şimdi orada simsekler, burada rüseymler... Daginik kâkülünü düzeltmek için sana kosuyorlar. Biz hepimiz senin feryadina kosuyoruz. Dudagimizda kurtulus nagmesi, elimizde Yusuf’un gömlegi, Çîn-i cebinine , yasaran gözlerine sevinç müjdesi ile geliyoruz.Sessiz infiallerin dinsin diye, kanayan yaralarin onulsun diye, bütün bir mücrimler toplulugu adina af dileyip esigine bas koyduk anam...!
Malumunuz, Kutlu Dogum adi verilen haftadayiz. ilgililenenler için bir kaç link ve farkli olarak bir kaç yazi vermek istedim:
Kutlu Dogum Haftasinda neler yapabiliriz?
insanligi içinde bulundugu karanlik dünyadan kurtarmak, onlara kilavuzluk yaparak yollarini aydinlatmak üzere isiklar saçan bir kandil olarak seçilmis ve vazifelendirilmis olan sevgili Peygamberimizin (sallallâhu aleyhi ve sellem) dünyaya tesriflerinin kutlandigi Kutlu Dogum Haftasina ulasmanin huzur ve mutlulugunu yasiyoruz. Bugünleri nasil degererlendirelim, neler yapalim diyorsaniz size su tavsiyelerde bulunabiliriz:
* O’nun getirdigi mesaj bir huzur kaynagidir. Bu huzur kaynaginndan istifade edebilmek için O’nu ve O’nun getirdigi nûru tanimak gerekir. Bu amaçla Allah Rasulü’nü (sas) tanitan kitaplar okuyabiliriz. Okuduklarinizin kalici olmasi için de ögrendigimiz bilgileri basta aile fertlerimiz olmak üzere çevremize anlatabiliriz.
* Aksamlari çocuklarimiza Efendimiz’in (sas) yasadigi örnek hayattan kesitler anlatabiliriz. O’nun ashabiyla arasinda geçen diyaloglari hikaye tarzindan anlatarak çocuklarimizin dikkatlerini Peygamberimizi anlama üzerinde yogunlastirabiliriz.
* Nebiler Serveri’ni hayatini anlatan video kasetlerini veya film CD’lerini ev halkiyla beraber izleyebiliriz. Yine bunun gibi Efendimiz’in (sas) hayatindan kesitler sunan veya O’nunla alakali yazilan siirlerin bulundugu ses kasetlerini dinleyebiliriz.
* Yasadigimiz yerde Allah Rasulü’nü (sas) hatirlatan ne varsa oralari ziyaret edip hayalen asr–i saadete gidip tefekküre dalabiliriz. Ziyaretlerimizde yanimiza çocuklarimizi da alabiliriz.
* Bir gül satin alarak yaninda da Efendimiz’i (sas) anlatan bir kitapla beraber akraba veya dost ziyaretlerinde bulunabilir, onlarla beraber Efendimiz (sas) yörüngeli sohbetler yapabiliriz.
* iki Cihan Serveri, “Beni Hûd, Vakia, Mürselat sûreleri ihtiyarlatti.” (Tirmizi, Tefsir, 57) buyuruyor. Bu sûrelerde içerisinde kiyamet sahnelerinin resm edildigi ayetler, Allah Rasulü’nü (sas) derin bir tefekküre salmis. Bizler de bu günlerde bu sûrelerin muhatabinin kendimiz oldugunu düsünerek Hûd, Vakia ve Mürselat sûrelerini okuyabiliriz.
* Allah, “Muhakkak ki Allah ve melekleri Peygamber’e hep salât ederler. Ey iman edenler! Siz de O’na salât edin ve tam bir içtenlikle selâm verin.” (Ahzab, 33/56) buyurarak bizlerden Efendimiz’in (sas) ismini andigimiz zaman salavat getirmemizi istiyor. Bu ilahi emir dogrultusunda bizler de özellikle bu günlerde Efendimiz’e (sas) bol bol salavat getirebiliriz. “Allah Rasulü’ne nasil salavat getirelim?” diyorsani;z iste size birkaç örnek: Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammed. Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin adede ma fî ilmillâhi salaten daimeten bidevâmi mülkillâhi. Allâhümme salli ve sellim ve bârik alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihi ve ashâbihî biadedi ilmike ve biadedi ma’lûmâtike. [via]
Salât-i Tefriciye
Allâhümme salli salâten kâmileten ve sellim selâmen tâmmen alâ seyyidinâ Muhammedinillezî tenhallü bihî’l–ukadu ve tenfericu bihi’l–kürabu ve tugdâ bihi’l– havâicu ve tünâlü bihi’r–regâibu ve hüsnü’l–havâtimi ve yüsteska’l–gamâmu bivechihi’l–kerîmi ve alâ âlihi ve sahbihi fî külli lemhatin ve nefesin biadedi külli ma’lûmin leke.
Meraklisna Linkler
Diyanet isleri Baskanliginin Kutlu Dogum haftasi ile ilgili yazisi: Din ve Çagdaslik,
Zaman Gazetesi Kutlu Dogum Özel sayfalari, Kutlu dogum ile alakali Cuma hutbesi, Hz . Peygamber (s.a.v.) ile alakali bazi kitaplar, Hz. Peygamberin (s.a.v.) hayati; ile ilgili bilgiler.