VUSLAT ZAMANI's profileVuslat ZamaniPhotosBlogLists Tools Help
 
 
 
 
 

Blog


    May 25

    2009 RAMAZAN AYI UMRESİ

                                 
     

     

        DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞIMIZIN GÜVENCESİYLE     REHBER DİN GÖREVLİSİ    HAFIZ METİN ULUOCAK'IN

        REFAKAT EDECEĞİ   2009 YILI RAMAZAN  AYI UMRE   PROĞRAMINA SİZLERİ DAVET EDİYORUZ.

     

         İRTİBAT:     ARAŞTIRMACI  REHBER DİN GÖREVLİSİ  HAFIZ METİN ULUOCAK

          TEL:   05392035983           m_uluocak@hotmail.com

         NOT:  RAMAZAN UMRESİ  PROĞRAMIMIZI GÖRMEDEN KARAR VERMEYİNİZ.

     




    Kolsuz, ayaksız, kanatsız kalmış bir kuştur yetim. Ağlar, yanaklarında kurur gözyaşı. Acıkır, midesinin konserini dinler kendisi. Duvar diplerinde çizer, yalnızlığın resmini.
    Boynu bükük olmayı en iyi onlar bilir.
    Masumiyet en çok onlara yakışır.

    Şefkate en çok onların ihtiyacı vardır.

    Zemheride sevgisizliktir onları üşüten; soğuk değil.

    İşte öyledir yetim?

    Arkadaşlarının arasında arkadaşsız; kalabalıkların içinde yalnız?

    Böyle bir yetimi buldunuz, gördünüz mahallenizde, sokağınızda, sınıfınızda,
    okulunuzda.

    Sofranızdaki, çantanızdaki yiyeceklerinizi paylaştınız onunla.

    Evinize, sofranıza çağırıp sıcak bir çorba içirdiniz ona.

    İyilik kanatlarınızın altına aldınız onu, kalp sıcaklığıyla ısıttınız
    yanaklarını.

    Yalnızlık sarayının billur odalarından çekip alarak oradan kurtardınız onu.

    Müjdeler olsun size!

    Ne mutlu size!

    İşte bir muştu size!

    Sahabe efendilerimizden İbn-i Abbas (ra) anlatıyor:

    Allah Resûlü (S.A.V.) buyurdu ki:

    - Kim Müslümanlar arasından bir
    yetim alarak yiyeceğinden ve içeceğinden yedirirse, affedilmez bir günah işlememişse, Allah onu mutlaka cennete koyacaktır.

    Böyle güzel bir işi yapmışsanız müjdeler olsun size!

    Ne mutlu size!

    Akrabalarınıza, komşunuza, annenize, babanıza, konu komşunuza, hısım akrabanıza bir gül gibi sunulacak bir haber işte.

    Siz de olabilirdiniz gözyaşıyla üşüyen.

    Siz de olabilirdiniz bayramın anlamını unutan; hatta hiç bilmeyen.

    Biliyorsanız şükredin.

    Biliyorsanız aralayın cennetin kapısını.

    Aralayın kapılarınızı sıcak sofralarınızda bir yetimi ağırlamak için.

    O zaman Efendimiz (S.A.V.)’in yukarıda söylediğimiz sözleri bir müjde olacaktır.

    Böylesi bir sevaba nail olmak için adım atmamışsanız, hâlâ fırsatınız var demektir.

    Yetimler, garipler, kimsesizler sizi bekliyor bir yerlerde.

    Cennet sakinleri de cennette sizleri…!
     
                                                                                             
                                               
     

    Anmaktan Anlamaya...

    Yâ Rasûlallah, eğer Sen, gelmeseydin âleme,

    Güller açmaz, bülbül ötmez, mechûl esmâ Âdem’e

    Varlığın mânâsı kalmaz, garkolurda mâteme!....

    Peygamberimizin dünyayı teşrifleri olan Mevlid-i Nebevi (Hicri Rebiülevvel ayının 12. gecesi), asırlardır milletimiz tarafından “Mevlid Kandili” olarak kutlanmaktadır. Diyanet İşleri Başkanlığı ve Türkiye Diyanet Vakfı, yüzyıllar önce bir ilim ve kültür bayramı şeklinde kutlanan mevlid geleneğini canlandırmayı amaçlamış, bu düşünce ile de Peygamberimizin doğum gününü içine alan haftayı, “Kutlu Doğum Haftası” olarak ilan etmiştir.

    Diyanet İşleri Başkanlığı ve Türkiye Diyanet Vakfı tarafından 1989 yılından itibaren Peygamber Efendimizin doğum yıldönümleri, her yıl “Kutlu Doğum Haftası” adıyla ilmi ve kültürel etkinliklerle kutlanmaktadır.

    Kutlamaların 17.  bu yıl 9-20 Nisan tarihleri arasında Türkiye genelinde konferans, panel ve diğer sosyal-kültürel faaliyetlerle icra edilecektir.

     

    Ay desem nûruna, aydan daha parlaksın Sen.

    Su desem, cümle sulardan daha berraksın Sen.

    Şaşırıp inci desem, inci de Senden doğuyor.

    Sade bir katresi deryâ gibi ırmaksın Sen.

    Gül desem, ey yüce mahbûb, terinin damlası o

    Neye teşbih edeyim, mahzar-ı levlâksın Sen.

    Ey Rauf, anneler evlada dönüp bakmazken,

    Bir Rahimsin ki, bütün aleme kundaksın Sen.

     
     
                                                Green Glitter
                                                

            

    Muharrem Ayı ve Aşure Günü

    "Şehrullahi'l-Muharrem" olarak meşhur olan, yani "Allah'ın ayı Muharrem" olarak bilinen Muharrem ayı, İlahi bereket ve feyzin, Rabbani ihsan ve keremin coştuğu ve bollaştığı bir aydır.

    Allah'ın ayı, günü ve yılı olmaz, ancak Allah'ın rahmetine ermenin önemli bir fırsatı olduğu için Peygamberimiz tarafından bu şekilde ifade edilmiştir.
    Âşura Günü ise Muharrem'in 10. günüdür. Âşura Gününün Allah katında ayrı bir yeri vardır. Bugünde Cenâb-ı Hak on peygamberine on çeşit ikramda bulunmuş ve kudsiyetini arttırmıştır. Bu günlerde oruç tutmak çok faziletlidir.
    Hicrî Senenin ilk ayı olan Muharrem ayının 10. günü Âşura Günüdür. Muharrem ayının diğer aylar arasında ayrı bir yeri olduğu gibi, Âşura Gününün de diğer günler içinde daha mübarek ve bereketli bir konumu bulunmaktadır.
    Âşura Gününün Allah katında da çok seçkin bir yerinin olduğunu Fecr Sûresinin ikinci âyeti olan "On geceye yemin olsun" ifâdelerinin tefsirinden öğrenmekteyiz.
    Bazı tefsirlerimizde bu on gecenin Muharrem'in Âşurasine kadar geçen gece olduğu beyan edilmektedir.(1)

    Cenâb-ı Hak bu gecelere yemin ederek onların kudsiyet ve bereketini bildirmektedir.

    Bugüne "Âşura" denmesinin sebebi, Muharrem ayının onuncu gününe denk geldiği içindir. Hadis kitaplarında geçtiğine göre ise, bu güne bu ismin verilmesinin hikmeti, o günde Cenâb-ı Hak on peygamberine on değişik ikram ve ihsan ettiği içindir. Bu ikramlar şöyle belirtilmektedir:
    1. Allah, Hz. Musa'ya (a.s.) Âşura Gününde bir mucize ihsan etmiş, denizi yararak Firavun ile ordusunu sulara gömmüştür.
    2. Hz. Nuh (a.s.) gemisini Cûdi Dağının üzerine Âşura Gününde demirlemiştir.
    3. Hz. Yunus (a.s.) balığın karnından Âşura Günü kurtulmuştur.
    4. Hz. Âdem'in (a.s.) tevbesi Âşura Günü kabul edilmiştir.
    5. Hz. Yusuf kardeşlerinin atmış olduğu kuyudan Âşura Günü çıkarılmıştır.
    6. Hz. İsa (a-s.) o gün dünyaya gelmiş ve o gün semâya yükseltilmiştir.
    7. Hz. Davud'un (a.s.) tevbesi o gün kabul edilmiştir.
    8. Hz. İbrahim'in (a.s.) oğlu Hz. İsmail o gün doğmuştur.
    9. Hz. Yakub'un (a.s.), oğlu Hz.Yusuf'un hasretinden dolayı kapanan gözleri o gün görmeye başlamıştır.
    10. Hz. Eyyûb (a.s.) hastalığından o gün şifaya kavuşmuştur.(2)
    Hz. Âişe'nın belirttiğine göre, Kabe'nin örtüsü daha önceleri Âşura gününde değiştirilirdi.
    İşte böylesine mânalı ve kudsî hâdiselerin yıldönümü olan bu mübarek gün ve gece, Saadet Asrından beri Müslümanlarca hep kutlana gelmiştir. Bugünlerde ibadet için daha çok zaman ayırmışlar, başka günlere nisbetle daha fazla hayır hasenatta bulunmuşlardır. Çünkü, Cenab-ı Hakkın bugünlerde yapılan ibadetleri, edilen tevbeleri kabul edeceğine dair hadisler mevcuttur.
    Âşura Gününde ilk akla gelen ibadet ise, oruç tutmaktır. Muharrem ayı ve Âşura Günü, Ehl-i Kitap olan Hıristiyan ve Yahudiler tarafından da mukaddes sayılırdı. Nitekim, Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam Medine'ye hicret buyurduktan sonra orada yaşayan Yahudilerin oruçlu olduklarını öğrendi.
    "Bu ne orucudur?" diye sordu.
    Yahudiler, "Bugün Allah'ın Musa'yı düşmanlarından kurtardığı Firavun'u boğdurduğu gündür. Hz. Musa (a.s.) şükür olarak bugün oruç tutmuştur" dediler.
    Bunun üzerine Resulullah Aleyhissalâtü Vesselam da, "Biz, Musa'nın sünnetini ihyaya sizden daha çok yakın ve hak sahibiyiz" buyurdu ve o gün oruç tuttu, tutulmasını da emretti.(3)
    Aşûra günü yalnız ehl-i kitap arasında değil, Nuh Aleyhisselâmdan itibaren mukaddes olarak biliniyor, İslam öncesi Cahiliye dönemi Arapları arasında İbrahim Aleyhisselâmdan beri mukaddes bir gün olarak biliniyor ve oruç tutuluyordu.
    Bu hususta Hazret-i Âişe validemiz şöyle demektedir:
    "Âşûrâ, Kureyş kabilesinin Cahiliye döneminde oruç tuttuğu bir gündü. Resulullah da buna uygun hareket ediyordu. Medine'ye hicret edince bu orucu devam ettirmiş ve başkalarına da emretti. Fakat Ramazan orucu farz kılınınca kendisi Âşûrâ gününde oruç tutmayı bıraktı. Bundan sonra Müslümanlardan isteyen bugünde oruç tuttu, isteyen tutmadı." 'Buhari, Savm: 69.
    O zamanlar henüz Ramazan orucu farz kılınmadığı için Peygamberimiz ve Sahabileri vacip olarak o günde oruç tutuyorlardı. Ne zaman ki, Ramazan orucu farz kılındı, bundan sonra Peygamberimiz herkesi serbest bıraktı. "İsteyen tutar, isteyen terk edebilir" buyurdu.(4) Böylece Âşura orucu sünnet bir oruç olarak kalmış oldu.
    Âşura orucunun fazileti hakkında da şu mealde hadisler zikredilmektedir.
    Bir zat Peygamberimize geldi ve sordu:

    "Ramazan'dan sonra ne zaman oruç tutmamı tavsiye edersiniz?"
    Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam, "Muharrem ayında oruç tut. Çünkü o, Allah'ın ayıdır. Onda öyle bir gün vardır ki, Allah o günde bir kavmin tevbesini kabul etmiş ve o günde başka bir kavmi de affedebilir" buyurdu.(5)
    Yine Tirmizi’de de geçen bir hadiste Peygamberimiz şöyle buyurmuşlardır:
    "Âşura Gününde tutulan orucun Allah katında, o günden önce bir senenin günahlarına keffaret olacağını kuvvetle ümit ediyorum."(6)
    "Ramazan ayından sonra en faziletli oruç, Allah'ın ayı olan Muharrem ayında tutulan oruçtur”(7) hadis-i şerifi ise, bu günlerde tutulan orucun faziletini ifade etmektedir.
    Bu hadisin açılamasında İmam-ı Gazali, "Muharrem ayı Hicrî senenin başlangıcıdır. Böyle bir yılı oruç gibi hayırlı bir temele dayamak daha güzel olur. Bereketinin devamı da daha fazla ümit edilir" demektedir.
    Gerek Yahudilere benzememek, gerekse orucu tam Âşura Gününe denk getirmemek için, Muharrem'in dokuzuncu, onuncu ve on birinci günlerinde oruç tutulması tavsiye edilmiştir.
    Bu mânâdaki bir hadisi İbni Abbas rivayet etmektedir. Bunun için, müstehap olan, aşure Gününü ortalayarak, bir gün önce veya bir gün sonra oruç tutmaktır.
    Bu günde oruçtan başka hayır, hasenat ve sadaka gibi güzel âdetlerin de yaşatılması isabetli ve yerinde olacaktır. Herkes imkânı nisbetinde ailesine, akraba ve komşularına ikramda bulunur; bugünlerin faziletini bildiren hâdiseleri hatırlayarak ihsanda bulunursa şüphesiz sevabını kat kat alacaktır. Bilhassa, Peygamberimiz, mü'minin aile efradına Âşura Gününde her zamankinden daha çok ikramda bulunmasını tavsiye etmiştir.
    Bîr hadiste şöyle buyurular: "Her kim Aşura Gününde ailesine ve ev halkına ikramda bulunursa, Cenab-ı Hak da senenin tamamında onun rızkına bereket ve genişlik ihsan eder."(9) Bu aile mefhumunun içine akrabalar, yetimler, kimsesizler, konu komşular da girmektedir. Fakat, bunun İçin fazla külfete girmeye, aile bütçesini zorlamaya lüzum yoktur. Herkes imkânı ölçüsünde ikram eder.
    Âşura gününün manevi ve berraklığı üzerinde Kerbela karanlığının kesafeti de görülmektedir. 61. hicret yılının Muharrem'ine ait 10. gününde Hazret-i İmam Hüseyin (r.a.) 55 yaşında iken Sinan bin Enes isimli bir hain tarafından Kerbelâ'da hunharca şehit edilmiştir. Bu gadr ve zulmün arkasında Emevi Halifesi Yezid, onun Küfe valisi İbni Ziyad vardır. Yarım asır öncesinden Peygamberimizin bizzat haber verildiği bu ciğerleri yakan olay Hazret-i Hüseyin'i Cennet gençlerinin efendisi olma şanına yüceltmiştir.

    Şehitler mükâfatını almış en yüce mertebelere ulaşmıştır. Yüce Allah'ın da zalimlere hak ettikleri cezayı en âdil bir şekilde vereceğinden şüphemiz yoktur. Kader hükme boyun eğen her mü'min bu olaya üzülür, ancak itidalini ve soğukkanlılığını kaybetmez. Duyguları yanlışlara ve taşkınlıklara götürmez. Çünkü meydana gelen bütün olaylar ezelî takdirin bir hükmüdür. Bu açıdan bunu bir "yas merasimi" haline dönüştürmek ehli-i sünnetin itikat ve inancına aykırıdır.


    1) Hak Dini Kur ân Dili. 8 5793.
    2) Sahih-i Müslim Şerhi, 6:140.
    3) Ibtıı Mâce, Siyam: 31.
    4) Müslim. Siyam: 117.
    5) Tîrmizî. Savm: 40.
    6) A.g.e., Savın: 47.
    7) İbni Mâce. Siyam: 43.
    8) İhyâ, 1:238
    9) et-Tergîb ve'l-Terhİb, 2:116.

     

             
                             

    KADRiNi BiLELiM

    Gözün meyvesi gördüğü ile tefekkür etmek, Kulağın meyvesi Kuran-ı dinlemektir, Dilin meyvesi Allah’ı zikretmek, Ellerin ve ayakların meyvesi ise hayırlı işlere koşmaktır. Kalp ağacın kurursa meyvelerin çürür, Onu kurtarmak için çokça zikreyle. Hakikat odur ki ilaçsız şifa olmaz, ve kalp yaratıcının evidir... Tefekkürün, zikrin, şifanın, tevbenin ve duanın miracıdır o gece, bin aydan hayırlıdır buyrulan gecedir o, mübarek kitabın indirildiği gecedir. Mübarek kitabın indirildiği, bin aydan hayırlıdır buyrulan gecedir o. Bağışlaması sonsuz olanın, kullarına davetidir bu gece... Bu gece kalbe dönüş, eve dönüş gecesidir.

    19 Ekim kadir gecesidir.

    Kandiliniz mübarek olsun.

    YARAB BU GECENiN KADRiNi BiLENLERDE EYLE

    AMiN

    VUSLAT



     

    MiRAC DUASI

      

    MiRAC DUASI

    İnkarın, mucizeyle karşılaştığı bi kurtarılmış zamandır Miraç... İmanın, gaybla imtihan olduğu... Hayat durur, zaman durur, mekan dürülür... bi kutlu nebidir, amca kızı Ümmü Hani nin evindeki sıcak yatağından doğrulan... Ve Miraç bir yolculuktur, alemlere gönderileni, alemlerin sahibiyle buluşturan... Yerler hazır, gökler hazır, melekler muntazır, alem Hatice kadar hüzünlü, Ebu Talib kadar yalnız ve Taif kadar acımasız. Bir şerefli Nebidir, yaşadığı hüzünlerden doğrulan, hüzün tohumlarında sevgilinin davetini büyüten. Ve bir selamlaşmadır Miraç... Cebrail, Adem, Yusuf, İdris ve Harun ve Musa ve İbrahim... Esselamü Aleyküm ya Muhammed (s.av) ve bir aleyküm selam verahmetullahtır Miraç. Ve bir buluşmadır, aşıkun maşukuna adım adım yaklaşması... Kabe kavseyn kadar, Sidretül Müntehaya kadar.. Ve sevenden gelen Ettehiyyatü lillahu vesselevatü vettayyıaeta sevilenden gelen, esselamü aleyke ya eyyühennebiyy ve rahmetullahi veberaktüh mukabelesidir miraç. Ve Miraç bir mukabeledir. Ve Miraç bir mukabeledir. Allah’ım mübarek elçin hürmetine, unuttuklarımızı hatırlat, kaybettiklerimizi buldur, uzaklaştıklarımızı yakınlaştır, yanlışlarımızı doğrulaştır. Allah’ım; kutlu Nebin hürmetine; yoksulları yoksulluklarıyla, zenginleri zenginlikleriyle güzelleştir, fazileti aramızda paylaştır. Allah’ım; en sevgilinin hürmetine; yönsüz kaldığımızda yönümüzü, yolsuz kaldığımızda yolumuzu göster. Allah’ım mübarek Miracın hürmetine; ümit kesilmeyecek merhametinle, bizi, hayatımızı, dünyamızı temizle. Bizlere senin olan, senden olan, sana olan güzelliği ver.

     Amin

     
     
     
     
    Miracı mübarek kıl, Muhammed ümmetine!
     
     
     
    Şairler aciz kaldı, dile getiremedi
    Edipler bitab kaldı deyip bitiremedi
    Alimler hayran kaldı, sırrına eremedi
    Miracı Nebevinin, müjdesi hürmetine
    Ya Rab ihsanda bulun Muhammed ümmetine!

    Bu gece öyle gece, bizlere nasip ettin
    Yüce peygamberinle bize müjdeler verdin
    Tövbe edicileri affedeceğim dedin
    Tövbe ettik, el açtık Yüce azametine
    Ya Rab mağfiret eyle Muhammed ümmetine!

    Bu gece başka gece, güller seni zikreder
    Gönüllerde sen varsın, diller seni zikreder
    Rahmetine uzanan eller seni zikreder
    Allah’ım sen bizleri gark eyle rahmetine
    Ya Rab in’amda bulun, Muhammed ümmetine!

    Tevfikin ile bizi doğru yola ilettin
    Habibin Muhammede bizi ümmet eyledin
    Miraçta ümmetini bağışladım söyledin
    Allah’ım nail eyle bizi şefaatine
    Ya Rab ikramda bulun Muhammed ümmetine!

    Hüsrana düşenlerden etme bizi Allah’ım!
    Kulluğundan kovarak atma bizi Allah’ım!
    Yolunu sapmışlara katma bizi Allah’ım!
    İltica ettik Rabb’im engin merhametine
    Ya Rab merhamet eyle Muhammed ümmetine!
     
    Ya Rab ikram etmezsen bize kim yardım eder!
    Gamdan kurtulamayız, kaplar kasavet, keder
    Biz sana kul olalım, bu şeref bize yeter
    Ya Rab bağışla bizi, dahil et cennetine!
    Miracı mübarek kıl, Muhammed ümmetine!
                              
                

    Önümüzdeki pazar günü idrak edecegimiz Mirac Kandilinin bütün iSLAM alemine huzur bereket getirmesini diliyor zulüm gören din kardeslerimizin acilarinin dinmesini HERSEYi HAKKIYLA BiLEN VE YARADAN Müminlere RAHMAN VE RAHiM kafirlere KAHHAR VE CEBBAR Olan Rabbim den niyaz ediyorum
    Mirac a kavusmak duasiyla kadiliniz mubarek olsun

    VUSLAT

     

                                                              Green Glitter

                                                              BERAT KANDİLİNİZ MUBAREK OLSUN

    Ey herkes unuttuğunda bizi anan Rabbimiz; yüzümüzü, elimizi, bakışımızı, dokunuşumuzu veren Rabbimiz, bizi seni unutanların arasından çıkar al. Bizi bizsiz bıraksanda sensiz bırakma. Allah’ım lütfetki gittiğimiz heryere huzur götürelim. Bölücü değil, birleştirici olalım. Nefret olan yere sevgi, yaralanma olan yere affedicilik, kuşku olan yere inanç, ümitsizlik olan yere ümit, karanlık olan yere aydınlık, üzüntü olan yere sevinç götürmeyi bize lütfet Ya Rabbi. Allah’ım gönlümüzde olanları, hakkımızda hayır eyle, hakkımızda hayır olanlara gönlümüz razı eyle, mübarek kandilini kurtuluşumuz eyle. Amin. Allah’ım mübarek günlerin hürmetine, Hak olarak indirdiğin Kuranı Kerime olan isteğimizi artır. Onun tilavetini gözlerimize nur, içimize şifa kıl. Allah’ım kuranı kerimle dilimize hayır söz, yüzümüze güzellik, vücudumuza kuvvet ver. Allah’ım terazimizi dengele, yolumuzu doğrult, önümüzü aydınlat. Amin... Bizleri yoktan vareden Yüce Rabbimiz buyuruyorki; yokmu bağışlanma dileyen bağışlayayım, yokmu rızık isteyen rızıklandırayım, yokmu şifa isteyen şifa vereyim... Bugün Berat Kandili, bu gün geride bırakılan tüm amellerin Mevlaya arz günü...

     Berat kandiliniz mübarek olsun...

    RABBİM BİZ SENİN KULLARINIZ VE SANA MUHTACIZ  LUTFUNA VE AFFINA TALİBİZ  LUTFUNLA BİZE İNAYET  AFFINLA BİZE MERHAMET EYLE  ŞÜPESİZKİ  SEN MERHAMETLİLERİN EN  MERHAMETLİSİSİN
    AMİN
     VUSLAT

     

     
     
     
     
     
     

     

                             

    M

      

            

    MÜBÂREK GECELER ve GÜNLER


    Mübârek sözcüğü "bârake"nin ism-i mef'ulü olup, hayır ve bereket verilmiş demektir. Bir terim olarak Cenab-ı Hakk'ın başka gecelerden üstün kıldığı geceleri ifade eder.

    İslam dininde ibadetler kamerî aylara göre emredilmiştir. Kamerî takvime göre günün, önce gecesi, sonra gündüzü gelir. Mesela cuma gecesi dendiği zaman perşembeyi cumaya bağlayan gece kastedilir.

    Allah Teâlâ bu geceleri, diğer gecelerden daha faziletli (üstün) yaratmış ve bu gecelerde yapılan ibadetlere daha çok mükâfat vermiştir. Aynı zamanda önemli bazı işleri de bu gecelerde yaratır. Bunun için bu gecelere mübarek geceler denir.

    Mübârek geceler yedi tane olup şunlardır:

    1)  Cuma gecesi: Her hafta perşembeyi cumaya bağlayan gecedir.

    2) Ramazan bayramı gecesi: Bu, Ramazanın son gününü, ramazan bayramına bağlayan gecedir.

    3) Kurban bayramı gecesi: Zilhicce ayının 10. gecesidir.

    Yukarıdaki üç geceye ait her hangi bir ibadet yoktur. Ancak bu gecelerde yapılan ibadet, dua ve iyilikler Allah Teâlâ tarafından, fazlası ile mükâfatlandırılır. Bu gecelerde yapılan dua hakkında Rasûlûllah (s.a.s) şöyle buyurur: "Beş gece vardır ki, o gecelerde yapılan dualar geri çevrilmez: 1- Receb'in ilk cuma gecesi (Regâib gecesi) 2- Şabanın onbeşinci gecesi (Beraat gecesi) 3- Cuma gecesi 4- Ramazan bayramı gecesi 5- Kurban bayramı gecesi ".

    4) Kadir gecesi: Ramazan ayının 27. gecesidir. Fakat başka gecelerde olduğu da rivayet edilmiştir. Bu konuda Râsulullah (s.a.s)'den bir kaç hadis rivayet edilmiştir. Bunların birinde şöyle buyurur. "Kadir,gecesini Ramazan'ın son on gününün tek sayılı (21, 23, 25, 27; 29) gecelerinde arayınız" (en-Nevevi, Riyâzü's-Salihin, II, H. No: 1197).

    Ancak İslâm alimlerince kuvvetli ihtimal 27. gecesidir.

    Şanı Yüce ve kadri büyük olduğu için bu geceye "Kadir gecesi" denmiştir.

    Bu konuda Kadir Suresi'nde Allah Teâlâ şöyle buyurur: "Şüphesiz Biz, Kur'an-ı, Kadir gecesi indirdik. Sen o Kadir gecesinin ne olduğunu bildin mi? Kadir gecesi, bin aydan daha hayırlıdır. O gece melekler ve ruh (Cebrail) Rablerinin izni ile, bütün emirlerle inerler. O gece, şafak atıncaya kadar emniyetli ve selametli bir gecedir" (el-Kadr, 97/1-5).

    Bu sûreye göre Kadir gecesinin bir kaç üstün özellikleri vardır:

    a) Kur'an-ı Kerim Ramazan ayında bu geceden itibaren inmeye başlamış ve yirmiiki yıl sürmüştür.

    b) Kadir; takdir anlamındadır. Yani bu gece, Allah'ın, ezelde takdir ettiği kaderi uygulamak için meleklere emir verdiği gecedir. Bunun için melekler bu gecede yer yüzüne iner.

    c) Kadir gecesi içinde o kadar büyük iyilik ve hayır vardır ki bu hayır insanlık tarihinde bin yılda yapılmamıştır. İşte Kadir gecesi bunun için bin yıldan daha hayırlıdır.

    Kadir gecesinin ihyasına gelince: Bu geceyi varsa kaza namazlarını kılarak, ibadet ve dua ile ihya etmeye çalışmalı. Çünkü Rasûlûllah (s.a.s) "Kadir gecesini iman ederek ve mükafatını umarak ibadetle geçirenin geçmiş günahları affolur" buyurur.

    Rasûlullah (s.a.s) bu gece de şu duayı okumayı tavsiye buyurmuştur.

    "Yarabbî, şüphesiz sen affedicisin ve affı seversin; beni de affet " (Riyazü's-Salihin, H. No: 1194).

    5) Regâib gecesi: Recep ayının ilk cum'a gecesidir.

    Regâib, regibe kelimesinin çoğulu olup, sözlükte; itibar edilen şey ve bol ihsan demektir. Bu gece de Rasulû Ekrem (s.a.s)'in, Allah Teâlâ tarafından manevi iyiliklere ve ihsanlara nail olduğu için, buna şükrane olarak oniki rekat nafile namaz kıldığı rivayet olunmaktadır. Ancak bu namaz hakkındaki rivayet kuvvetli değildir. Nafile olduğu için kılınsa sevabı bol, kılınmazsa günahı yoktur. Ancak bu gecelerde kılınan bütün nafileler ferdî kılınır. Önemli olan bu geceyi ibadetle, dua ve niyazla ihya etmektir (bk. "Regâib" mad.).

    6) Beraat kandili (gecesi)- Şaban ayının onbeşinci gecesidir. Aslı "Berâet''tir.

    Beraat sözlükte; bir zorluktan kurtarmak ve beri olmak demektir.

    Allah Teâlâ bu gece af kapılarını açar; bu gecede mü'minler affa uğrarlar ve günahlarından tevbe ettikleri taktirde temizlenirler. Bu gecede, bir yıl içinde olacak bütün işler hükme bağlanıp, ifası için Cenab-ı Hak tarafından meleklere verilir. Bu geceye has bir ibadet yoktur. Gecesini ibadet ve dua ile, gündüzünü oruçlu geçirmek güzeldir.

    Kur'an-ı Kerim'de Beraat gecesiyle ilgili görülen âyetler şunlardır:

    "(Helâl, haram ve diğer hükümleri) açıkça bildiren bu Kitab'a yemin ederim ki, şüphesiz, biz onu mübârek bir gecede indirdik. Gerçekten biz. sonuçta karşılaşılacak tehlikeleri haber vericileriz. O (öyle bir gecedir ki) her hikmetli iş, nezdimizden sadır olan bir emir ile o zaman ayrılır" (ed-Duhân, 44/2-6).

    Alimlerin çoğunluğu bunun "Kadir" gecesi İkrime ile bir grup bilgin de "Beraat" gecesi olduğunu söylemişlerdir. Çoğunluk şu delillere dayanmıştır: Cenab-ı Hak, Kadir sûresinde, Kur'an'ı Kadir gecesinde, bu âyette ise mübârek bir gecede indirdiğini beyan etmiştir. Eğer bu iki geceden kastedilen tek bir gece olmasaydı, çelişki doğardı. Allah Teâlâ, içinde Kur'an indirilen ayın Ramazan ayı olduğunu başka bir âyette de bildirmiştir (el-Bakara, 2/185). Buna göre mübarek gecenin Şaban gecelerinden değil, ramazanın gecelerinden biri olması gerekir. Cenab-ı Hak, mübarek geceyi; "Onda her hikmetli iş ayrılır" diye nitelemiş, Kadir gecesi hakkında da; "Melekler ve Ruh'un bir emirden dolayı, Rablerinin izniyle. inmekte olduklarını" bildirmiştir (bk. el-Kadr, 97/4). Bu "emir", o yıldan gelecek yıla kadar olan amel, rızık, hayat, ölüm gibi Allah'ın kazasıdır. İbn Abbas (r.anh) şöyle der: "Cenab-ı Hakk'ın bütün kazaları Şa'ban'ın yarı gecesinde görevli meleklere teslim edilir". Bazılarına göre, Beraat gecesinde, emirlerin Levh-ı Mahfuzdan alınmasına başlanır. Bu gecede gelecek yıla rastlayan aynı geceye kadar olan olaylar takdir edilir ve bu "kadir" gecesi bitirilir. Rızıklara ait olan takdirler Mikâil (â.s)'a; savaş; zelzele, yıldırım ve musîbetlere ait olanlar da Azrail (a.s)'a bildirilir. Diğer yandan, Beraat gecesine ait beş haslet şunlardır: 1) Her önemli iş bu gecede ayırdedilir. 2) O gecedeki ibadetin fazileti büyüktür. 3) İlâhi rahmet yayılır. 4) Mağfiret gecesidir. 5) O gece, Rasûlüllah (s.a.s)'a şefaat hakkının tamamı verilmiştir. Çünkü, Hz. Muhammed (s.a.s), Şaban'ın onüçüncü gecesi ümmeti hakkında şefaat istemiş, bu şefaatin üçte biri verilmiş, ondördüncü gecesi yine istemiş, üçte biri daha verilmiş, onbeşinci gece yine talep etmiş, bu gece şefaatın tamamı ihsan edilmiştir. Bu şefaatten mahrum olanlar, devenin ürküp kaçtığı gibi Allah'tan kaçanlardır (bk. er-Râzî ve Ebussuud Efendi Tefsirleri, ed-Duhân Sûresi 3. ve 4. âyetlerin tefsiri; Hasan Basri Çantay, Kur'ân-ı Hakim ve Meâl-i Kerim, İstanbul 1959, III, 904, 905).

    Beraat gecesi hakkında Allah elçisi şöyle buyurmuştur:

    "Şaban ayının onbeşinci gecesi olduğu zaman, gecesinde ibadete kalkın. Ve o gecenin gündüzünü (I5. günü) oruç tutunuz. Çünkü o gece güneş batınca Allah Teâlâ (Keyfiyeti bizce meçhul bir halde) dünyaya en yakın göğe inerek (o andan) fecir oluncaya kadar: Benden mağfiret dileyen yok mu, onu mağfiret edeyim. Benden rızık isteyen yok mu, onu rızıklandırayım. (Bir bela ile) mübtela olan yok mu, ona kurtuluş vereyim. Şöyle olan yokmu? Böyle olan yok mu? Buyurur (İbn Mâce, H. no: 1388).

    Diğer bir hadiste de şöyle buyuruyor: "Şüphesiz Allah Teâlâ Şaban ayının onbeşinci gecesi dünyaya en yakın olan semaya (keyfiyyeti bizce meçhul bir şekilde) iner ve Kelb kabilesinin koyunlarının kılları sayısından daha çok günahları (veya günah sahiplerini) bağışlar" (İbn Mâce, H. no: 1389).

    7) Mirac gecesi: Recep ayının 27'nci gecesine rastlayan geceye "Mirac gecesi" denir. Mirac mucizesi, hicretten bir buçuk yıl önce, 621 M. yılı başlarında vuku bulmuştur. Bu gecede Hz. Muhammed (s.a.s), Mekke'den Kudüs'e oradan semalara yükseltilerek, melekût âlemini seyretmiş ve Cenab-ı Hak ile aracısız mükâlemede bulunmuştur.

    Kur'an-ı Kerim'de mirac olayına şu şekilde kısaca yer verilir: "Kulu (Muhammed'i) gecenin az bir bölümünde kendisine bir kısım âyetlerimizi göstermek için, Mescid-i Haram'dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa'ya götüren Allah bütün noksanlıklardan münezzehtir. İşiten ve gören O'dur" (el-İsrâ, 17/1).

    Hz. Muhammed'in, gecenin az bir bölümünde Mescid-i Haram'dan, Mescid-i Aksa'ya kadar olan yolculuğuna "İsrâ", Mescid-i Aksâ'dan göklere yükselip, madde âlemini aşmasına da "mirac" denir. İsrâ; gece yolculuğu yapmak, demektir.

    Mirac gecesinin önemi, o gecede Cenab-ı Hak'tan getirilen emir, yasak ve haberlerin öneminden gelmektedir. Mirac gecesi getirilen esasları birkaç maddede toplayabiliriz:

    1) İslâm'ı saran tehlike çemberinin, etkisini kaybettiği haber veriliyor.

    2) Daha önceki dinlerin yürürlükten kaldırıldığı ilân ediliyor.

    3) Hz. Muhammed'in ilâhi gücün tecelli ettiği Sidretü'l-Müntehâ'ya yükselmesi, beşer ilminin sürekli ilerleyeceğine delâlet ediyor.

    4) İnsanla Rabbı arasında en önemli iletişim aracı olan beş vakit namaz bu gecede farz kılınmıştır.

    5) el-Bakara Suresinin son iki âyeti İslâm ümmetine hediye olarak gelmiştir. "Amenerrasûlü" diye başlayan bu âyetlerde önemli akide konuları yanında, son âyette özlü duâ örnekleri verilmektedir.

    6) Allah'a ortak koşmayan mü'minlerin bağışlanacağı müjdesi veriliyor.

    İşte bu kadar önemli hükümlerin bir arada bildirildiği Mirac gecesi, önemini bunlardan almaktadır. Mirac gecesinde on iki rek'at nâfile namaz kılınması müstahsen görülmüştür. Bu namazın her rekatında Fâtiha ile başka bir sûre okuyarak, iki rekatta bir selâm vermeli, sonra yüz defa "Sübhânellahi ve'l-hamdü lillâhi velâ ilâhe illâllahü vallahû ekber" demeli, daha sonra yüz defa istiğfar ederek, yüz defa da salâtü selâm okumalıdır. Gündüzün de oruçlu bulunulmalıdır. Böyle bir gecede yapılacak duanın Cenab-ı Hak tarafından geri çevrilmeyeceği umulur.

    Şâmil İA

    ÜÇ AYLAR


    İslâm'ın mübarek saydığı hicrî kamerî aylardan Recep, Şaban ve Ramazan ayları. Bu aylar ve diğer dokuz ayın süreleri, ayın hareketlerine göre belirlenmektedir. Kameri ayların süresi, şemsî ayların süresine nazaran değişiklik arzeder. Kamerî sene, şemsî seneden on bir gün daha kısadır. Ayrıca kamerî ayların diğer bir özelliği şemsî aylarda olduğu gibi senenin aynı mevsimine değil, değişik mevsimlerine tesadüf etmesidir. Mesela, kamerî bir ay olan Ramazan ayı, senenin mevsimlerini dolaşır. Hicrî ve kamerî aylar arasında küçük önem taşıyan ve "üç aylar" diye adlandırılan Receb, Şaban ve Ramazan ayları mübarek aylar olarak kabul edilirler. Bu ayların Müslümanlarca önemli ölçüde değer kazanmasının sebepleri arasında Hz. Peygamber (s.a.s)'in bu aylar hakkında verdiği haberler gösterilebilir. Rasûlüllah (s.a.s) bir hadis-i şerifinde; "Recep Allah'ın ayı, Şaban benim ayım ve Ramazan ümmetimin ayıdır" buyurmuştur. Ayrıca Peygamber Efendimiz, Receb ayı girince, " Âllahım! Receb ve Şabanı bize mübarek kı!! Bizi Ramazana ulaştır" diye dua ederdi.

    Üç ayların değerini ifade eden diğer bir önemli özellik ise beş mübarek kandil gecesinden dördünün bu aylar içinde olmasıdır. Regaib gecesi, Recep ayının ilk cuma gecesine, Mirac gecesi, Recep ayının yirmi yedinci gecesine, Berat gecesi, Şaban ayının on beşinci gecesine, Kadir gecesi ise Ramazan ayının yirmi yedinci gecesine rastlar.

    Hz. Peygamber (s.a.s) Şaban ayında çok oruç tutardı. Hz. Aişe, Rasûlüllah (s.a.s)'ın bu aydaki orucu hakkında şöyle der: "Şaban ayındaki kadar çok oruçlu olduğu bir ay görmedim" (Tecrid-i Sarih, VI, 295).

    Ramazan ayının fazileti ise çok daha yücedir. Peygamber Efendimiz (s.a.s) şöyle buyurmaktadır: "Ramazan geldiğinde Cennet kapıları açılır, Cehennem kapıları kapanır, şeytanlar da bağlanır" (Müslim, Kitâbu's-Sıyam, 1).

    Receb ve Şaban ayları, rahmet ayı olan Ramazanı karşılayan aylar olup Ramazan ayının müjdecisidir. Dinimizde ayrı bir değeri olan üç ayların, kişide insanî özelliklerin olgunlaşmasında ve iradenin kontrol altına alınmasında rolü büyüktür. Zira Receb ve Şaban aylarının feyzinden ve bu aylarda bulunan Regaib, Mirac ve Berat gecelerinin rahmetinden istifade yolunu tutan bu kişi Ramazan ayında ise her türlü kötülükten kendini uzak tutar ve insanî vasıflarının artmasına gayret eder. Nihayet Kadir gecesinde yapacağı ibadet ve tevbe ile manevî hazza ulaşır.

    Bu nedenle özellikle, bu aylarda bol bol istiğfar etmek, namaz kılmak, oruç tutmak, Kur'ân okumak ve dua etmek en uygun davranışlardır.

     

               istanbul

          
    'Ya Ben istanbul'u alirim, ya da istanbul Beni' FSM     

    iSTANBULUN FETHi (29 Mayis 1453

     

    Fatih Sultan Mehmet en iyi hocalar elinde yetismis, ilim ve

    imani mecetmis, Turk kulturu ve Islam imanina bihakkin

    vakif olmustur. Yuksek ideal sahibi bir genc olarak

    ve hakikaten genc bir yasta Osmanli Devleti'nin basin

     gecmistir. Butun kaynaklar onun 19 yasinda tahta

    oturdugunda muttefiktirler. Demek oluyor ki o 21

     yasinda bizim dunyamizda ve Islam dunyasinda soylendiginde,

     ilk akla gelen sultan olarak Fatih sanini almistir.

    Fatih unvanini yalnizca bu genc bilge, faziletli, cesaretli,

    kararli, imanli Osmanli hukumdari kullanmistir. Cunku;

    Hazreti Peygamber (s.a.s)'in, alinmasini cok arzuladigi

     ve mutlaka alinacagini mujdeledigi, Istanbul'un

    fatihidir. Hazreti Peygamber (s.a.s.)'in ifadesiyle o

    kutlu komutandir. Askerleri, kutlu askerlerdir.

    Pek hakli olarak "Ebul-feth Sultan Muhammet Han"

    olarak dunya tarihinde mustesna yerini almistir.

    Ahmet Cevdet Pasa unlu, Kisas-i Enbiya'sinda

    Osmanli tarihine ayirdigi kisimda bu devletin

     kurucusu olan Gazi Osman Bey'e oldukca sade

    Turkce soylenmis bir siire yer vermektedir.

    Burada kendisinden sonra geleceklere vasiyet olmak uzere

    Istanbul'u ' gulizar' etmelerini istemistir.

    Gercekten de Istanbul fethedilmis ve fethin ilk 10

    yili zarfinda bir gul bahcesine dondurulmustur.

    Fatih, 6 dil bilmektedir. Demek ki; o dunyanin

    neresinde olursa olsun ortaya cikan buluslari,

    biliyor, dunyanin mevcut bilim adamlarini taniyordu.

    -Turk devleti ve tek bir iman idealini gerceklestirmek

    uzere Osmanli Devleti icin, Islam dunyasi icin fevkalade

     ehemmiyetli olan Istanbul'u fethetmistir. Bunun icin

    muthis bir kararlilik gosterisinde bulunmus, bu isin

    imkansizligini dusunenlere asla iltifat etmemis, bu yonde

     telkinatta bulunan Bizans elcilerine "Benim

    gerceklestirdiklerimi sizin imparatorunuz hayal bile edemez" demistir.

    "Ya ben Istanbul'u alirim, ya

    da Istanbul beni" diyerek Bir

    Orduy-u Humayun'la yola

    cikmis ve Istanbul'u kusatmistir.

     Baltaoglu Suleyman Bey'in Bogaza girme

    tesebbusunde 
    basarisiz olmasi uzerine hic tereddut

     etmeden atini denize surmustur.

    Bizzat basinda bulunarak, adini

     aldigi Hazreti Peygamber

    (s.a.s.)'in Hendek'te ve daha

     nice yerlerde yaptigi gibi ozveriyle komutan ve askerleriyle

     unlu Rumelihisari'ni insa etmis, Kasimpasa'dan Halic'e

    gemileri indirmis, asrin en gelismis toplariyla zamana

     meydan okuyan surlarda gedikler acmistir. Bizzat mucidi

    oldugu bu silahlarla yalniz Istanbul'un fethini gerceklestirmekle

    kalmamis, ayni zamanda Avrupa'da feodalizmin yikilmasini

    saglamistir. Istanbul'u bir cihan devletinin payitahti

    kilmanin nisanesi olarak Ortodoks kilisesini,

    Ermeni ve Yahudiler'i teskilatlandirmis, bunlara atamalarda

     bulunmus ve hepsinin "Osmanli Devlet Tahti Emanetinde"

    bulunduklarini ilan etmistir.

    Ayasofya'yi fethin bir nisanesi olarak camiye tahvil

    etmis, ilk cuma namazini bu kutlu sehirde hocalariyla,

    kutlu askerleriyle eda etmistir.

    Bugun Turk- Islam medeniyetinin hulasasi olan

    Istanbul, onun bize ve butun Muslumanlar'a temiz bir armaganidir..

    Istanbul bu tarihten itibaren Osmanli hukumdarlari

     tarafindan muzeyyen kilinmis, suslenmis, bir cazibe

     merkezi haline gelmis, hangi dilden dinden, renkten,

     olursa olsun butun bilginlerin bir araya getirildikleri

     ve Osmanli medeniyetine hizmette bulunan bir merkez olmustur.

    "-Yeniceriye Gazel" adli siirinde Yahya

    Kemal Beyatli, bizim bu konuda imanimizi, azmimizi, haysiyetimizi,

    serefimizi,

    gurur ve emellerimizi cok guzel ifade eder: 
    Dussun celengi Rum'un, egilsin ser-i Freng
    Vur turku gonderen yed-i takdir askina Son 
    salvetinle vur ki acilsin bu surlar
    Fecri hucum icindeki tekbir askina

               istanbul

           Benim     canim   VATANIM da VATANIM

    ANNEME MEKTUP

    ANA
      ANNEME MEKTUP

    Ben bu gurbete ile düstüm düseli,
    Her gün biraz daha süzülmekteyim.

    Her gece, içinde mermer döseli,
    Bir soguk yatakta büzülmekteyim.
    Böylece bir lâhza kaldigim zaman,
    Geceyi koynuma aldigim zaman,
    Gözlerim kapanip daldigim zaman,

    Yeniden yollara düzülmekteyim.
    Son günüm yaklasti görünesiye,
    Kalmadi; bir adi;m yol ileriye;
    Yüzünü görmeden ölürsem diye,
    Üzülmekteyim ben, üzülmekteyim.

    Necip Fazil Kisakürek
    Ne diyebilirim ki bu bana yeter ; cennet ayaklarinin altinda , o mübarek ayaklarini öpeyim anecigim..Kavusmak Mahsere kaldi anam canim anam
    VUSLAT




    ANA

    Ana için derler, sonu yok izdirabin...
    Hep enîndir anada sesi, telin, mizrabin...

    Fânîler arasinda en muazzez varliktir ana. O, yeryüzünde dolasirken gökteki bir bas ve cennet de ayaklarinin altindadir. Pabucunun tozu gözlere sürme kadar aziz ve ayaklarina sürülen yüzler ars esigindeki baslar kadar yücedir. Ana inleyen varliktir. Bütün bir hayat boyu inleyen ve sizlayan... Onun analigi o evlâtla kâim; “anam” diyen biriyle... Evlât olmayinca ana, ana degildir. Ya “anam” demeyince! Ananin emeli bir evlât, bazan da bas;ka bir seydir. manâ gibi, ruh gibi, ideâl gibi bir sey...

    Ana vardir, dünyaya getirecegi yavruyu Hakk yoluna adar. Ana vardi;r, bir yavru ister, ister de elde etmeden inkisâr içinde gider. Ana vardir, izah edemeyecegi yavrunun hesabiyle iki büklüm olur ve “keske daha önce ölüp de unutulup gitseydim” der. Ana vardir, evlâdiyla âbideles;ir ve basi semaya ulasir. Ana vardir, evlâdiyla derbeder ve perîsan olur. Ana vardi;r, firavun otaginda bir milletin gözdesi. Ana vardir, Nebî hücresinde seytan bendesi. Ana vardir, sessiz, belirsiz ve meçhûldür; fakat güller, çemenler yetistirir. Ana vardir destanlara sigamaz; o, zihinlerde, sînelerde, göklerdedir. Ana vardir, kâgittadir, kalemdedir, romandadir...

    Toprak, tohuma ana; kaynak çaglayana; Havva insanog;luna; Meryem bir Ruh’a; Âmine bütün bir hakikate, varligin sirrina, sirlarin özüne...

    iyisi de var, kötüsü de ananin. iyisine canlar feda; ya kötüsüne, talihsizine ne demeli.? Evlâdini güldürmemisse ve evlâdindan yana gülmemisse, günyüzü görmemisse

    Ana-evlât iki vücud bir rûh. Evlât, ananin vücudundan bir parça, kucaklarda “gönül yakan sevgili”, emekleyen yumurcak ve nihayet birbirini takip eden ayrilislarla, ana için sîneyi yakan bir kor, kalbe saplanan bir mizrak...

    Gelisme dönemi, tahsil hayati askerlik çagi bunlarin her biri, ananin yüregini agizlarina getiren bir izdirap dönemeci. Ana, her zikzakda bir sürü gözyasi döker: Yavrusunun okuma ayriligina, izdivaç ayriligina ve askerligine... Evet, o, daima aglar, daima buhurdan gibi tüter. Teselli bulup durdugu oldugu gibi, sel sel olan gözlerinin yasinda boguldugu da olur. O, mukaddeslerine, vatanina, namusuna kurban verdigi yavrusunu armagan sayar ve teselli olur. Ya bir hiç ugruna ölene? iste burada ananin dili tutulur.

    Evet o, küffara karsi sehit olan evlâdina kosmalar dizer, ninni söyler, onlarla avunur.

    “Burasi Yemen’dir,
    Gülü çemendir,
    Giden gelmiyor
    Acep nedendir,
    Acep nedendir.”
    Gözlerde sehit silûeti, kulakta cennet irmaklari gibi onun sesi:
    “Küffar Kirimi aldi anam,
    Düsman yurduma daldi anam,
    Irzim pâymal oldu anam,
    Ben oraya giderim...”

    Kirim’da küffara iltihak eden de var. Plevne’yi unutup Tuna’da tenezzühe çikan da var. iste ananin belini büken de bunlardir. Eski kurbanin düsmani yeni kurbanin dostu; ne desin ana bu girift bilmeceye..!

    Vay benim talihsiz anam! Kalbi rahatsiz anam, kaddi bükülmüs, gözleri dolmus anam; dizine vurup saçlarini yolan anam! Kim etti bunlari sana? Kim kiydi kalbinin semeresine, gözünün nuruna? Kiralim o elleri. Su serpelim atesine...

    Artik aglama anam! Gözyaslarinda meydana gelen bulutlar, tâ arsa kadar yükseldi. Bak şimdi orada simsekler, burada rüseymler... Daginik kâkülünü düzeltmek için sana kosuyorlar. Biz hepimiz senin feryadina kosuyoruz. Dudagimizda kurtulus nagmesi, elimizde Yusuf’un gömlegi, Çîn-i cebinine , yasaran gözlerine sevinç müjdesi ile geliyoruz. Sessiz infiallerin dinsin diye, kanayan yaralarin onulsun diye, bütün bir mücrimler toplulugu adina af dileyip esigine bas koyduk anam...!

     

    .

                                            Silver flowers

     

                                             Green Glitter

    Malumunuz, Kutlu Dogum adi verilen haftadayiz. ilgililenenler için bir kaç link ve farkli olarak bir kaç yazi vermek istedim:

    Kutlu Dogum Haftasinda neler yapabiliriz?

    insanligi içinde bulundugu karanlik dünyadan kurtarmak, onlara kilavuzluk yaparak yollarini aydinlatmak üzere isiklar saçan bir kandil olarak seçilmis ve vazifelendirilmis olan sevgili Peygamberimizin (sallallâhu aleyhi ve sellem) dünyaya tesriflerinin kutlandigi Kutlu Dogum Haftasina ulasmanin huzur ve mutlulugunu yasiyoruz. Bugünleri nasil degererlendirelim, neler yapalim diyorsaniz size su tavsiyelerde bulunabiliriz:

    * O’nun getirdigi mesaj bir huzur kaynagidir. Bu huzur kaynaginndan istifade edebilmek için O’nu ve O’nun getirdigi nûru tanimak gerekir. Bu amaçla Allah Rasulü’nü (sas) tanitan kitaplar okuyabiliriz. Okuduklarinizin kalici olmasi için de ögrendigimiz bilgileri basta aile fertlerimiz olmak üzere çevremize anlatabiliriz.

    * Aksamlari çocuklarimiza Efendimiz’in (sas) yasadigi örnek hayattan kesitler anlatabiliriz. O’nun ashabiyla arasinda geçen diyaloglari hikaye tarzindan anlatarak çocuklarimizin dikkatlerini Peygamberimizi anlama üzerinde yogunlastirabiliriz.

    * Nebiler Serveri’ni hayatini anlatan video kasetlerini veya film CD’lerini ev halkiyla beraber izleyebiliriz. Yine bunun gibi Efendimiz’in (sas) hayatindan kesitler sunan veya O’nunla alakali yazilan siirlerin bulundugu ses kasetlerini dinleyebiliriz.

    * Yasadigimiz yerde Allah Rasulü’nü (sas) hatirlatan ne varsa oralari ziyaret edip hayalen asr–i saadete gidip tefekküre dalabiliriz. Ziyaretlerimizde yanimiza çocuklarimizi da alabiliriz.

    * Bir gül satin alarak yaninda da Efendimiz’i (sas) anlatan bir kitapla beraber akraba veya dost ziyaretlerinde bulunabilir, onlarla beraber Efendimiz (sas) yörüngeli sohbetler yapabiliriz.

    * iki Cihan Serveri, “Beni Hûd, Vakia, Mürselat sûreleri ihtiyarlatti.” (Tirmizi, Tefsir, 57) buyuruyor. Bu sûrelerde içerisinde kiyamet sahnelerinin resm edildigi ayetler, Allah Rasulü’nü (sas) derin bir tefekküre salmis. Bizler de bu günlerde bu sûrelerin muhatabinin kendimiz oldugunu düsünerek Hûd,
    Vakia ve Mürselat sûrelerini okuyabiliriz.

    * Allah, “Muhakkak ki Allah ve melekleri Peygamber’e hep salât ederler. Ey iman edenler! Siz de O’na salât edin ve tam bir içtenlikle selâm verin.” (Ahzab, 33/56) buyurarak bizlerden Efendimiz’in (sas) ismini andigimiz zaman salavat getirmemizi istiyor. Bu ilahi emir dogrultusunda bizler de özellikle bu günlerde Efendimiz’e (sas) bol bol salavat getirebiliriz. “Allah Rasulü’ne nasil salavat getirelim?” diyorsani;z iste size birkaç örnek: Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammed. Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin adede ma fî ilmillâhi salaten daimeten bidevâmi mülkillâhi. Allâhümme salli ve sellim ve bârik alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihi ve ashâbihî biadedi ilmike ve biadedi ma’lûmâtike. [via]

    Salât-i Tefriciye

    Allâhümme salli salâten kâmileten ve sellim selâmen tâmmen alâ seyyidinâ Muhammedinillezî tenhallü bihî’l–ukadu ve tenfericu bihi’l–kürabu ve tugdâ bihi’l– havâicu ve tünâlü bihi’r–regâibu ve hüsnü’l–havâtimi ve yüsteska’l–gamâmu bivechihi’l–kerîmi ve alâ âlihi ve sahbihi fî külli lemhatin ve nefesin biadedi külli ma’lûmin leke.

    Meraklisna Linkler

    Diyanet isleri Baskanliginin Kutlu Dogum haftasi ile ilgili yazisi: Din ve Çagdaslik,

    Zaman Gazetesi Kutlu Dogum Özel sayfalari, Kutlu dogum ile alakali Cuma hutbesi, Hz . Peygamber (s.a.v.) ile alakali bazi kitaplar, Hz. Peygamberin (s.a.v.) hayati; ile ilgili bilgiler.

    Hz. Peygamber’e (s.a.v.) yazilmis Siirler, Na’atlar.

    Bir de ilginç link; TBMM de kutlu dogum haftasinin kabulü ile ilgili tutanak.

                                            Silver flowers

    SEFAATiNE TALiBiZ EY SERVERi ALEM

    SUSAMIS GÖNÜLLERiMiZ VUSLATA ERENE KADAR

    SANA BÜTÜN SALAT VE SELAM LAR

    VUSLAT

                                         Yetim Kız     
    March 24

    .

                                            
     
     
     
     
            
     
     
     
     
     
     
                               
                                                          Image Hosted by ImageShack.us
                                                     

           iMANIN  GETiRDiGi  HUZUR

    Din ahlakindan uzak yasayan toplumlarda insanlarin büyük bir bölümü olumlu olarak degerlendikleri olaylarla mutlu  olurken, olumsuz ya da ters gidiyor gibi görünen olaylarla birlikte de hüzne kapilmaktadirlar. Oysa iman eden insanlar için böyle bir sikinti asla söz konusu degildir. Çünkü Rabbimiz, Kuran'da olumsuz gibi görünse de her olayi salih kullarin hayrina yarattigini; müjdelemis onlar için hiçbir zaman hüzün ve sikinti olmayacagini haber vermistir. "Hüzne kapilma, elbette Allah bizimle beraberdir..." (Tevbe Suresi, 40)

        Olaylari; hayir gözüyle degerlendirmek ve olumlu ya da olumsuz görünen tüm olaylar karsinda ayni sabir ve itidalli tavrini göstermek önemli mümin özelliklerindendir. Müminler, meydana gelen her olayin yalnlizca Allah'in kontrolünde oldugunu ve Allah'in herseyi bir hayir üzere yarattigini bildikleri için hiçbir konuda üzüntüye, karamsarliga ve ümitsizlige düsmezler. Allah'in müminlerin dualarina icabet edecegini bildikleri için, en olumsuz görünen bir olayin bile imtihan ortaminin bir parçasi oldugundan ve müminler için mutlaka hayra dönüseceginden kusku duymazlar. Bu da onlarin her olay karsisinda üstün bir ahlak sergilemelerine vesile olur.
        "...Olur ki hosuunuza gitmeyen bir sey, sizin için hayirlidir ve olur ki, sevdiginiz sey de sizin için bir serdir. Allah bilir de siz bilmezsiniz." (Bakara Suresi, 216) ayetinde bildirilen bu gerçekler dogrultusunda müminler, baslsrina gelen her olaya hayir gözüyle bakarlar. Dolayisiyla islerinin kendi istedikleri sekilde sonuçlanmasi konusunda israrli davranmazlar. Ellerinden geleni tam yaptiktan sonra sonucunu Allah'tan bekler ve tevekkül ederler.
        
    insanlar hayatlari boyunca pek çok olay yasar, beklemedikleri ya da ummadiklari çok durumla karsi karsiya kalirlar. Bunlar olaylari sadece görünen kismiyla degerlendiren imani zayif bir kisi için zor durumlar gibi gözükse de, Müslümanlar yasadiklarini hep hayir olarak görürler. Bundan dolayi da hiçbir zaman hüzne kapilmazlar. Örnegin bir mümin hastalik ya da ölüm haberi alabilir, önemli bir sinavda basarisiz olabilir, isinden ayrilmak zorunda kalabilir, iftiraya ugrayabilir, maddi imkanlarini kaybedebilir, en yakinlarinin zorlu hastaliklarina sahit olabilir, sakatlanabilir, çok ölümcül bir hastaliga yakalanabilir... Bütün bu örnekleri artirmak mümkündür. Bu tür örnekler din ahlakindan uzak bir yasam süren insanlara yikici üzücü ya da telafi edilemez nitelikte olaylar gibi görünebilir. Oysa müminler için hiçbir olay üzülmeyi, hüzne kapilmayi gerektirmez. Herseyi sakin, tevekküllü degerlendirir, evrendeki hiçbir olayin Allah'in izni olmadan gerçeklesmediginin bilinciyle hareket ederler.

    "Ulasamadigina tevekkül, ulastigina razi,kaybettigine sabir gösteren kisi takva ehlindendir." imam Gazali (r.h.)

         Kadere iman Hüzne Kapilmayi; Engeller
        Müslümanlarin hüzne kapilmamalarinin;n bir diger sebebi ise kadere olan güçlü imanlaridir. insanin hayatinin her anisöyledigi her söz, düsndügüü hersey, basina gelen her olay, nerede ve ne zaman ölecegi o daha dünyaya gelmeden belirlenmistir. insan hayati süresince Allah'in kendisi için dilediklerini yasamaktadir. Müminlere büyük bir huzur ve rahatlik veren de budur; baslsrina gelen herseyi Allah'in planladigini ve herseyin mutlaka kendileri için hayi oldugunu bilirler. Bundan dolayi müminler, basna gelen her olayda hep Allah'a siginir, O'na yönelir ve O'ndan yardim dilerler.  Her konuda Allah'a tevekkül edip, O'nun kendileri için yarattigi herseyden raziolduklari için, karsilastiklari hiçbir olayda korkuya ve endiseye kapilmazlar. Allah'a olan teslimiyetleri, onlari her türlü dünyevi korku ve sikintidan uzak tutar. Kuran ahlakini benimsemeyen ve bu ahlaktan uzak yasayan insanlarin ise -Allah'a tevekkül etmedikleri için- pek çok korkulari ve endiseleri vardir. Gelecek korkusu, fakirlik korkusu, ölüm korkusu bunlardan en önemlileridir. Sürekli bunlari düsünür ve tüm bunlarin yükünü üzerlerine alarak, bu korkularina çözüm getirmeye çalisirlar. Oysa bir insanin Allah'in yardimi ve rahmeti olmadan bir çikis yolu bulabilmesi imkansizdir. Allah'a samimi iman edip, O'na gönülden teslim olmak, müminleri tüm bu sikintilardan uzak tutmakta, onlari hep dinç, neseli ve umutlu kilmaktadir. Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav), müminlerin bu ahlaklarini övmüs, ve söyle demistir:
        "Mümin kisinin durumu ne kadar sasirticidirZira her isi onun için bir hayidirr. Bu durum, sadece mümine hastir, baskasina degil. Ona memnun olacagi bir sey gelse sükreder, bu ise hayidir; bir zarar gelse sabreder, bu da hayirdir." (Kütüb-i Sitte, Muhtasari Tercüme ve serhi, 2.cilt, s. 208)
         Allah müminleri cennetle müjdelemis ,yaptiklari tüm salih amelleri kabul  edecegini ve kavusacaklari güzelligin ve mutlulugun ise pek yakin oldugunu bildirmistir. Müminleri mutlu kilan, onlara huzur ve ferahlik veren, Allah'a karsi; duyduklari derin sevgi ve bagliliklari ve kalplerinin her an Allah ile birlikte olmasi. Bundan ötürü hiçbir olay karisinda hüzne kapilmaz, üzüntü ve korku yasamazlar. Sahabeler de Müslümanlar için bu konuda çok güzel bir örnektir:
        "Mü'minler (düsman) birliklerini gördükleri zaman ise (korkuya kapilmadan) dediler ki: "Bu, Allah'in ve Resûlülünün bize vadettigi seydir; Allah ve Resûlü dogru söylemistir." Ve (bu,) yalnlizca onlarin imanlari ve teslimiyetlerini artirdi (Ahzab Suresi, 22)
     
    "Mümin kisinin durumu ne kadar sasirticidir. Zira her isi onun için  bir hayir. Bu durum, sadece mümine hastir, baskasina degil. Ona memnun olacag bir sey gelse sükreder, bu ise hayirdir; bir zarar gelse sabreder, bu da hayirdir." (Kütüb-i Sitte, Muhtasari Tercüme ve serhi, 2.cilt, s. 208)
        Peygamberimiz (sav)'in Örnek Ahlaki
        Hüzne kapilmamak gerektigine dair Kuran'da da pek çok örnek vardir. Örnegin Peygamber Efendimiz (sav)'in Mekkeli müsriklerin zulmü nedeniyle sigindigi  magarada, yanindaki arkadasina tavsiye ettigi ahlak Kuran'da söyle bildirilmistir:
        "Siz ona (Peygambere) yardim etmezseniz, Allah ona yardim etmistir. Hani kafirler ikiden biri olarak onu (Mekke'den) çikarmislardi ikisi magarada olduklarinda arkadasna söyle diyordu: "Hüzne kapilma, elbette Allah bizimle beraberdir." Böylece Allah ona 'huzur ve güvenlik duygusunu' indirmisti, onu sizin görmediginiz ordularla desteklemis inkar edenlerin de kelimesini (inkar çagrilarini) alçaltmisti..." (Tevbe Suresi, 40)
        Peygamberimiz (sav)'in hayati tehlikede iken korkuya ve hüzne kapilmamasinin, endise duymamasinin tek sebebi Allah'a olan güveni ve O'nun kaderde yarattigi her olayin hayir ve güzellik dolu oldugunu bilmesidir. Peygamberimiz (sav)'in bu olaydaki tavri tüm Müslümanlar açisindan önemli bir örnektir. Tevekküllü tavrinin nasil olmasi gerektigini Allah bu örnekle Müslümanlara bildirmektedir. Zira çok zor kosullarda dahi Peygamberimiz (sav) asla hüzünlenmemisdir;, hep Allah'a güvenmistir. Nitekim Allah Kuran'in birçok ayetinde hüzünlenmemeyi emretmektedir. (Nahl Suresi, 127 - Neml Suresi, 70 - Meryem Suresi, 24 - Yasin Suresi, 76)
        Allah'in Kuran'da hüzünlenmeme konusunda bu sekilde açik hükümleri oldugu halde olaylar karsisinda üzülmek, hüzünlenmek, endiselenmek, umutsuzluga kapilmak imanli insanlara kesinlikle yakismayacak tavirlardir. Dahasi; bu tip tavirlar iman zaafiyetinin göstergesidir, ki bu hiçbir Müslümanin düsmek istemeyecegi bir durumdur.

                         Image Hosted by ImageShack.us               

     

    Rizani aradim her yazdigimda

    Malumun nefsimi degil Allahim

    Sana hos gelmeyen duygun olursa

    Aklim dan onlari sen sil ALLAHIM

                   VUSLAT

     

                            

                                                 

                                                                      
    March 19

                                           Image Hosted by ImageShack.us
                                                 MESCiDi AKSA NIN iCiNi GÖRMEK iCiN RESME TIKLAYINIZ
                                       MESCiDi AKSA GERCEGiNi ÖGRNMEK iCiN ASAGIDAKi LiNKE BAKMADAN GECMEYiN
                                             
                                                                           http://www.youtube.com/watch?v=zeEB3Tfnz
     
     
                                         
     
     
    March 18

    .

     
     
     
                    YAGMUR
    Yagmur,seni bekleyen bir tas da ben olsaydim,
    Cöl de seni özleyen bir kus da ben olsaydim
    Dokundugun kücük bir  nakis da ben olsaydim
    Sana sirilsiklam bir bakis da ben olsaydim.
    Ugrun da koparilan bir bas da ben olsaydim
    Bahira"dan süzülen bir yasda ben olsaydim,
    Oksadigin bir parca kumas da ben olsaydim.
    Senin icin görülen bir düs de ben olsaydim
    Yer yüzünde seni bir görmüs de ben olsaydim,
    Senin visaline bir gülmüs de ben olsaydim
    Sana hicret eden bir Kureys de ben olsaydim
    Damar,damar seninle ,hep seninle dolsaydim
    Batili yikmak icin kusandigin kilicin
    Kabzasin da bir dirhem gümüs de ben olsaydim
    Nurullah  Genc
     
     

     Hayrettin Karaman`ın Web Sitesi

    http://www.tavaf.com/toplist/Guncel haber, Forum, ilahi portali

    SevdalistNurluYuzDini100.Net ((Dini Siteler Listesi))

     islami Siteler

    YerliSpacesmsn türkiye

               

    Ziyaretiniz icin tesekkür ederiz

           

    ALMANYA"DA RAMAZAN

     

     

    Baska olur gurbette Ramazan"lar

    genede yasarsin hissederek. Vatanindaki

    gibi olmasada oniki  ayin Sultanini karsilarsin

    büyük bir sevinc ve özlemle.Baska olur gurbet

    elde Ramazan"lar  duyamazsin  Ezan-i

    Muhammediyi acamazsin orucunu iftar topuyla.Sokaginda,carsisinda,iftar telasi yoktur

    orucludan baska kimse bilmez Ramazan oldugunu kimse hissetmez.Genede yasarsin

    buruk heyecanla Ramazani.Bilirsin burada bire bin alacagini.Vatanimizdaki Ramazan coskusunu evimize tasir uydudan seyrettigimiz

    tv kanallari bir an orda yasar orda hissedersin

    kendini imrenerek seyredersin.Baska olur yad ellerde Ramazan"lar belki bir fabrika da belkide okulun da acarsin orucunu kendi

     basina,ve dersin icinden.Yanliz degilim bütün islam alemi benimle ,kulaklarin pas tutar duyamazsin burada Selimiye den, Ulucamii den, Kocatepe den ve Süleymaniye

    den Ezan sesleri,saate bakarak acarsin orucunuve kilarsin namazlarini  saate bakarak gidersin gurbetcilerin alin  teriyle yaptirdiklari kimi cicekciden bozma kimi evden kimi dükkandan camiilere,doldurursun saflari Teravi namazi icin din kardeslerinle ve yakarirsin Alemlerin Rabbine "Ya Rabbi bize

    hayirli Ramazan lar ve hayirli Bayramlar nasip et diye .Duana katarsin dünyanin her kösesinde zulüm gören halk lari,Pakistan depreminin yaralarinin sarilmasi icin kaldirirsin ellerini semaya istersin Rahman ve Rahim olandan.Baska olur yurt disinda Ramazan"lar

    bir avucda olsa oruc tutanlar genede iftar davetleri renk katar iste o zaman biraz daha

    hissedersin toplu iftarlarda Ramazani. Bazen

    cagirirsin avrupali komsunu iftarina onada anlatirsin Ramazani ve orucu,yasar ve yastirsin Ramazani.Günler gectikce bir telas sarar insani.Bayram hazirligi baslar(yanlizca)evlerde.

    Baska olur Almanya"da bayramlar bir günde olsa

    Bayram izini icin calarsin Fabrika daki;sefin Okul daki ;müdürün kapisini,alabilirsen izini

    iste o zaman bayram olur sana coluk cocugunla esin ve dostunla girersin Bayrama .

    Vatanindaki ana babani ve akrabalarini ararsin

    pes pese,Bayram sevincini paylasirsin binlerce kilometre uzaktan.Gurbet elde baska olur Bayramlar buruk gecsede dua edersin Rabbine

    kavustur bizi baska bayramlara diye

    ve son sözüm

    Bütün islam alemine hayirli Ramazan"lar ve hayirli Bayramlar diliyorum

    Vuslat

    :

                                    

                                             

              

     

                                

    DEMEDiM Mi?

    Oraya gitme demedim mi sana?

    Seni yalniz ben tanirim demedim mi?

    Demedim mi bu yokluk yurdunda hayat çesmesi benim?

    Bir gün kizsan bana, alsan basini yüzbin yillik yere gitsen

    Dönüp kavusacagin yer benim demedim mi?

    Demedim mi su görünene razi olma

    Demedim mi sana yarasir otag kuran benim asil.

    Onu süsleyen bezeyen benim demedim mi?

    Ben bir denizim demedim mi sana.

    Sen bir baliksin demedim mi,

    demedim mi o kuru yerlere gitme sakin.

    Senin duru denizin benim demedim mi?

    Kuslar gibi tuzaga gitme demedim mi?

    Demedim mi senin uçmani saglayan benim,

    senin kolun kanadin benim, demedim mi?

    Demedim mi yolunu vururlar senin,

    demedim mi tövbeni bozarlar senin.

    Oysa senin atesin benim, sicakligin benim demedim mi?

    Türlü seyler derler sana demedim mi?

    Ölmezlik kaynagini kaybedersin,

    yani BEN’ i kaybedersin demedim mi?

    Söyle, bunlari sana hep demedim mi?

    Mevlâna Celâleddin-i Rûmi

                        

    :

     
    Image Hosted by ImageShack.us

                         

               Image Hosted by ImageShack.us CENNETTEN GELIYORUM Image Hosted by ImageShack.us


    Geç olmus yatiyordum  Image Hosted by ImageShack.us
    Fakat uyku tutmadi ve kalkip,Image Hosted by ImageShack.us
    Yakiverdim samdani. Image Hosted by ImageShack.us
    Gecenin zülüfleri, seccademin püskülleri Image Hosted by ImageShack.us
    Yativerdim pusuya Image Hosted by ImageShack.us
    Vakit gelmis tavina, tecelliyat avina. Image Hosted by ImageShack.us
    Kur'ani Kerim dinliyorum Davut (a.s.)'dan Image Hosted by ImageShack.us
    Canim da nasil istiyordu zaten. Image Hosted by ImageShack.us
    Zerrelerimin ihtiyaci, kulaklarimi deliyor Image Hosted by ImageShack.us
    Iste sesler geliyor Image Hosted by ImageShack.us
    Hani bir de aglamasam!.. Image Hosted by ImageShack.us
    Ne kaldi o bayrama dedim de durdum Image Hosted by ImageShack.us
    Kur'ani Kerimin sesi gel diyordu pesimden Image Hosted by ImageShack.us
    Ben de gittim. Image Hosted by ImageShack.us
    Seyyah olup o alemi gezerim Image Hosted by ImageShack.us
    Ve.. pespese neler sezerim. Image Hosted by ImageShack.us
    Uykum gitti yücelerin katina
    Ne güzelmis hayal avina.
    Sanki canim kus idi
    Seyahatin baslangici biraz yokus idi
    Image Hosted by ImageShack.us
    Öyle bir yol; yesillikler, rayihalar pespese Image Hosted by ImageShack.us
    Mizrak boyu yakincaydi, selam verdim günese. Image Hosted by ImageShack.us
    Çayir çimen kilim sermis, geçiyorken piyade Image Hosted by ImageShack.us
    Ilik rüzgar, bülbül sesi;Kur'ani Kerim daha ziyade. Image Hosted by ImageShack.us
    Duygularim sahlaniyor, kalben inlemek gibi Image Hosted by ImageShack.us
    Olmaya devlet cihanda, Kur'ani Kerim dinlemek gibiImage Hosted by ImageShack.us.
    Simdi ise nideyim?
    Image Hosted by ImageShack.us
    Düsündüm ki cennetlere gideyim. Image Hosted by ImageShack.us
    Gittim de gittim. Image Hosted by ImageShack.us
    Yaklasinca nihayet Image Hosted by ImageShack.us
    Kulagimda su ayet Image Hosted by ImageShack.us
    "Hüve mevlakum" Image Hosted by ImageShack.us
    "Esselamü aleyküm" bekçilerle karsilastik Image Hosted by ImageShack.us


    "Ebedi kalicilar olarak girin cennete" dediler. Image Hosted by ImageShack.us

    Tevhid çekip ilerledim, bakinip saskin saskin Image Hosted by ImageShack.us

    Dünyanin tadi yokmus, ne leyla'nin ne askin Image Hosted by ImageShack.us

    Anlatmasi mümkün degil, tarifinden acizim Image Hosted by ImageShack.us

    Her tarafi isil isil Image Hosted by ImageShack.us

    Cam göbegi ve yesil. Image Hosted by ImageShack.us

    Seffaf seffaf Image Hosted by ImageShack.us

    Aman yarabbi, ne tuhaf? Image Hosted by ImageShack.us

    Aklimdan. Belkis gecti Image Hosted by ImageShack.us

    Gezdigi saraylar hicti. Image Hosted by ImageShack.us

    Binler kere, yüzbinlerin misli misli katmer Image Hosted by ImageShack.us

    Her biri ayri renkte yildiz var. Image Hosted by ImageShack.us

    Bu ne güzel bir koku, Image Hosted by ImageShack.us

    Hersey var, yoktur yoku. Image Hosted by ImageShack.us

    Geziniyor yetmis kokulu güller Image Hosted by ImageShack.us

    Sinelerde zehir olmus, görünmeyen gönüller. Image Hosted by ImageShack.us
    Kullar mesrur, Image Hosted by ImageShack.us

    Her taraf nur. Image Hosted by ImageShack.us

    Her köse sehr-I ayn Image Hosted by ImageShack.us

    Hurilerin terennümü köpüklerden mülayim Image Hosted by ImageShack.us

    Iste gelen bir dilber, Image Hosted by ImageShack.us

    Ustünde tüller Image Hosted by ImageShack.us

    Yaklasti durdu Image Hosted by ImageShack.us

    Hatirimi sordu. Image Hosted by ImageShack.us

    Elinde kadeh var, sunuyor. Image Hosted by ImageShack.us


    Cennette ayak izim, hem içirdi hem içti Image Hosted by ImageShack.us

    Ne kadar gencti. Image Hosted by ImageShack.us

    Ceylan gözlü derler ya, evet öyle Image Hosted by ImageShack.us

    Hem iri iri, hem kuzguni, hem meftuni Image Hosted by ImageShack.us

    Yürüdükçe inci mercan döküyor, iligi gözüküyor Image Hosted by ImageShack.us

    Endam ediyor, boyun büküyor, yürek söküyor. Image Hosted by ImageShack.us

    Sanki düsmüs gökkusagi kirpigine takilmis Image Hosted by ImageShack.us

    Yanaginda gamzeleri, sule sule yakilmis. Image Hosted by ImageShack.us

    Hele ki tebessümü Image Hosted by ImageShack.us

    Unutturur ölümü.

    Gönül ya bu, sevdalandi,

    Aklim dolandi.

    Arzum sevgim kosustu

    Müsterekte bulustu.

    Arzu evse sevgi ona tavandir

    Sevgi yoksa arzu zaten yavandir

    Dedim ona: Düste dahi senin gibisi yok idi

    Dedi bana: Dünyada iken ibadetim cok idi

    Dedim ona: Sizde vuslat varmidir?

    Dedi bana: Bos durmasi kar midir

    Dedim ona: Tutalim mi elele

    Dedi bana: Cenneti bir gez hele.

    Dedi ve gitti,

    ordan seyirtti.

    Yürüyorum ileri

    Görecektim neleri.

    Ayagim ciplak

    Kadife toprak

    Iste tuba dallari

    Iste irem baglari.

    Iste güller bülbüller

    Lal kesiyor diller.

    Agaclar meyve yüklü;taru taze her yemis

    Katiyyen beklememis.

    Tanisiklik veriyordu dünyadan fakat cok farkli,

    Tatli mi tatli

    Mehos mu mehos

    Anlatamam bos.

    Günes vardi, gölge vardi, birbirinden hos

    Agaçlarin sesi,kuslarin sesi

    Ve yolun cazibesi, yürütüyordu beni.

    Ayak izleri coktu

    Ne güzel, toz da yoktu.

    Selsebilden su ictim

    Sonra bir yere gectim.

    Üc bes arsin aralikli nehirler

    Kenarinda sedirler.

    Sarap akar, su akar, süt akar

    Biri bal, istedigin kadar al.

    Ne biktirir, ne yakar, hep akar

    Etrafinda mü'minler

    Hudhudleri dinler

    Uzaninca eller

    Çekirdeksiz meyveler iner

    Bir meltem üfül üfül

    Rengarenk gül 

    Süslü püslü koltuklar var, etrafi altin

    Bir güzelki yasayisi, cennetteki halkin.

    Kimi sarki okuyor, kimi gergef dokuyor

    Kimi celenk takiyor, kimi kina yakiyor.

    Biri dalmis bakiyor, o da ben.

    Soguk da yok, sicak da

    Ucar gibi ayakta yürüyordum

    Ve köskler görüyordum cevrede

    Hemde ne kadar muazzam

    Azam mi azam.

    Dedim simdi nideyim

    Tefe'ülden birisine gideyim

    Bahcesinde yavasca ilerledim

    Hasmetinden terledim

    Yaklasinca merak ettim

    Acep kimedir nasip?

    Kapisinda yaziyordu "Ya Cüleybib"

    Altin kapi acilinca geriye

    Destur geldi, giriniz içeriye.

    Merdivenler yumusak tüylü hali

    Kimbilir ne pahali

    Duvarlarin yüzeyleri pür isik

    Gözlerim kamasik, ayaklarim dolasik

    Yesil isik, kirmizi isik Lamiane birbirine karisik

    Pencereleri gümüs, camlari sirça

    Bir ayet yazili, her nereye bakinca

    Yükselmis dösekler varçevresi

    Incilerle müzeyyendi perdesi.

    Süslü süslü koltuklar

    Ihtisamli tahti var

    Hem gittim Cüleybib'in yanina

    Huriler girecekti ta.canina.

    Gözlerini yalniz o'na hapsetmis

    Sayilari iki, fazlasi yetmis

    Bir elinde kitap Hurilere hitap.

    Hikmet söz ediyordu

    ALLAH diyordu.

    O yüzünün ziyasini, günes görse kiskanir

    Kamer görse, kendini üvey evlad sanir.

    Bir elinde yetmis kokulu güldü.

    Bana güldü.

    Dedim o'na: "Ya Cüleybib cennet ne kadar güzel"

    Dedi bana: "Ihlas var ya, cennetten daha güzel"

    Dedim o'na: "Ya Cüleybib bu kösk ne kadar güzel"

    Dedi bana: "Sohbet var ya, köskten daha güzel"

    Dedim o'na: "Ya Cüleybib sen ne kadar güzel"

    Dedi bana: "Hamza var ya benden daha güzel"

    Dedim o'na: "Hamza hangi köskte yasiyor?"

    Dedi bana: "Burada degil, Afkan'da savasiyor"

    - Ne zaman gelir?

    - Allah (c.c.) bilir

    - Canim isterdi ki görsün

    - Meydanda görüsürsün.

    Dedim o'na: "Ammar nerede, çok isterdim göreyim"

    Dedi ki söyleyeyim:

    - Annesiyle babasiyla nasil karsilastilar

    Geldigi gün sarildilar, hala ayrilmadilar

    Ne yüzünü gören oldu, ne duyuldu sesi

    Cennetlerden tatliymis ebeveynin sinesi.

    - Oyle ise söylermisin Ibn-I Erkam nerede?

    - Sohbet varmis "gidiyorum" demisti sakirdlere

    - Nerede bulunur?

    - Her sohbette bulunur, çayin sekeri olur.

    - Ne zaman gelir?

    - Allah bilir.

    - Ya Ebu Zer?

    - Haa, o mu? O hala yalniz gezer

    - Görmem nasil olacak?

    - Meydanda bulunacak.

    - Peki "Ustad" nerede, hani o piri fani?

    - Gördügünde sasiracaksin yine öyledir hali.

    - Yaa.niye?

    - Rabbim o'nu öyle seviyor diye.

    Dedim "Görmek istiyorum nerde Ebu Hureyre?"

    - O da gitti bir yerlere.

    - Oralarda isi ne?

    - Kedilerden biri kayip, gitti onun pesine.

    - Acep simdi ne yanda?

    - Görürsün meydanda.

    - Meydan dedigin nedir?

    - Su yoldan ötedir.

    Bir meydan ki yemyesil

    Nasil anlatasi dil?

    Ortasinda Ruhullah'tan bir agac

    Cevresinde yapraklari nur sirac; hafif de yamac

    Bir agac ki nagmelerin ahengi

    En güzel sarki ne ki?

    Bam teline geliyor, sine deliyor.

    Etrafini dolanmaya ne zaman ki baslanir

    Devenin yavrusu olsa, bitiremez yaslanir.

    Etrafinda sahabeler

    Musiki dinler

    Mest olur baslar

    Gezinir kuslar, sende yavaslar.

    Huriler dolanirelinde bade

    Aklindan geçene, geçmiyor vade.

    Sen simdi yürürsün

    Gidince görürsün.

    - Kimler vardi?

    Lutfen söylermisin ya Cüleybib

    - Herkes orda, hatta Rabbim demistir O'na "Habib"

    - Ne diyorsun?

    - Daha mi duruyorsun

    - Selamun aleykum

    - Aleykum selam.Görüsürüz orada.

    Husu ile seyrederek her yeri

    Bir parlak ki kenarlari

    Ciceklerle mzeyyen

    Geçene selam diyen.

    Ayagim çiplak

    Kadife toprak.

    Inciden çakil taslari

    Ne tümsek var, ne yokuslari.

    Agaçlardan birisiydi, egildi

    Elime bir nari geldi.

    Yedim, ilerledim.

    Hafif günesti

    Bir meltem esti.

    Sarigim düstü

    Kuslar gülüstü.

    Kokuyordu buram buram zencefil

    Ne muazzam bir sebil

    Yürüdükçe gelincikler, laleler

    Bana yüzünü döner, aynasiyla nilüfer.

    Sag cenahtan bir güvercin "gu" dedi

    Yaklasinca "su" dedi

    Verdim içti "Hu" dedi

    "Isteseydim su gelirdi, istedigim bu" dedi

    O sirada bir zat gördüm nurani

    Sanki tanidim hani

    Yolun saginda, agacin yaninda

    Fakat üzgün

    Ve süzgün.

    Agaca yaslanmis

    Kirpikleri islanmis.

    Dedim "nedir kaygin", fakat o durgun

    Anladim ki o nurani gonulden vurgun.

    Ben sustum, o sustu

    Sonra kendi konustu

    Dedi: "Neyana?"

    - Gidiyorum meydana

    - Ilk defa mi?

    - Evet

    - Ne mutlu sana

    - Sen de gel

    Yine sustu, sonra konustu

    - Bu kaçinci buraya dek gelisim

    Fakat gidemeyisim

    Sayisini unuttum

    Heyecanimi hep yuttum

    Cesaretim olmadi, geldigim yolu tuttum.

    Içimden çok seyler duyarim

    Cok heyecanlanirim

    Fakat içimdeki bu heyecanlari

    Dile getirmeye muktedir degilim

    Ben o nameden müteheyyicim

    Yoktur ihtimali terennümün

    Aglarim anlatamam

    Söylerim dinletemem

    Dili bagli kalbimin

    Bundan çok bizarim

    Sehidim yok, gömlegine hediyelik sarayim

    Hizmetim yok, hangi yüzle huzura varayim

    Ben bir bahti karayim

    Sine hahem serha serha ezfirak

    Tabe guyem serh-i ferdi istirak

    Parça parca olmus sine isterim

    Isterim ki esas derdimi anlasin

    Esas derdi dertli olan anlar

    Serha serha sine isterim, isterim ki anlasin

    Ah Rabbim, ah Rabbim!

    Küfür bir tekme vurdu

    Senin, üzerinde adin dalgalanan o bayragi

    Taa, üç asir once yikti.

    Ah Rabbim!

    Uç asirdan beri kösede bucakta

    Her yol kivriminda sana küfürler savruldu.

    Seni temsil eden maarif çoktan

    Hak ile yeksan oldu, yerle bir edildi.

    Ah Rabbim!

    Biz sana zahiren sahip çikiyor olduk

    Ama sövüldügün yerde ürpermedik

    Hakaret edildigin yerde kükremedik

    Verdigimiz seyleri, cimrilik gibi sadece

    Zekat olçüsünde verdik; sahlanamadik

    Küheylanlar gibi sahlanamadik

    Rabbim. dedi agladi

    Sözü böyle bagladi

    Çömeldi yere yine agladi

    Çok bekledim bitmedi

    Eliyle "sen git" dedi

    Söz dinlemem gerekti.

    Basladim yürümeye, muradimi görmeye.

    Kadife toprak

    Ayagim çiplak

    Bu yol ne kadar uzak

    Bir kamçi kadar yeri dünyaya bedel

    Sümbül açmis iki cenah

    Hu çekiyor goncalar
    Ritm tutmus sallaniyor

    Bes yaprakli yoncalar

    Uhuvveti var, günesle meltemin

    Huzur veriyor, sürur veriyor.

    Misk-i anber kokuyor her yan

    Acaba çok mu uzakti meydan?

    Ilerlerken ileri, neler gezdim neleri!

    Bütün sahabeleri görecektim,

    Huzeyfe'yi, Bilal'i

    Asim bin Hilal'i, Hanzala'yi, Talha'yi

    Ebu Derda'yi, Sad bin Ebi Vakkas'i

    Ibn'i Abbas'i, Muaz bin Cebel'i

    Abdurrahman bin Avf'i görecektim

    Ve Kaab'i, Musab'i

    Selman'i Farisi'yi ve cümlesini (r.a.)

    Terennümle anmak bile yetmiyor adlarini

    Cok merak ediyorum Cafer'in kanatlarini.

    Bir tahayyul geçiyorki gözlerimin önünden

    Göz kapali seyretmesi gönülden.

    Ayni birlik, ayni dirlik
    Mubarek "besi birlik"

    Ebu Bekir, Omer, Osman, Alim

    Aman Allahim, aman

    Aralarindaki de kim?

    O'na demis Rabbim "Habibim"

    Ne güzelmis nasibim ki O'nu görecegim

    Ve söyle diyecegim:

    "Elfi elfi salatin ve elfi elfi

    Selamün aleyke ya Rasulallah

    Anam babam sana feda olsun

    Sen!..

    Gördügüm su cennetten

    Basa konan devletten

    Yigin yigin servetten

    Kesrat ile hürmetten

    Izzetten ve lezzetten

    Ve en güzel suretten

    Daha da güzelsin

    Ya Rasulallah!

    Canim sana feda olsun.

    Sen!..

    Sine puryan sefkatten

    Insan üstü kuvvetten

    Mujdeli son nefesten

    Borcumu demekten

    Arsi tutan melekten, yanindaki semekten

    Yemekten icmekten

    Daha güzelsin Ya Rasulallah!

    Ciger parelerim sana feda olsun

    Sen!..

    Kardesimiz Yusuf'tan

    Kucak dolusu yakuttan

    Magripten masripten

    Içi dolu besikten

    Agladigim geceden

    Daha daha niceden

    Daha da güzelsin Ya Rasulallah!

    Gelecek zürriyetim sana feda olsun"

    Diyecegim. Evet öyle diyecegim

    Ne kaldi ki, iste surada görecegim

    O sirada önüm gözüm biraz aklasti

    Anladim ki yaklastim.

    Biraz sona gelecekti o meydan

    Ne müthis bir heyecan.

    Zemin henüz gözükmemisti

    Uzerinde sema tasviri gayr-i kabil

    Fakat bu cahil yine bir kac söz ediversin.

    Atmosfer tamamen nur, büyük mü buyuk

    Onlarda solunum nur mu olsa gerek?!

    Akil ermeyecek!

    Ne talihli bir kulum

    Var miyim, yok muyum?

    Düsünüyorum Melekler semada sema ediyor

    Halka halka dönüyor

    Ne güzel halkalar!

    Yan yana, dizi dizi ve saf saf.

    Sevgileri tavaf.piril piril parliyor
    Sema yildizi gibi.

    Demek ki simdi onlar görüyorlardi HABIBI

    Uzerlerinde bir taç var

    Meleklerin üstünde ve semanin üstünde

    Nur üstüne nur, direksiz bir sur sanki

    Geçtigim yerleri unuttum.

    Fakat unutmadigim bir sey var

    Nedir bu içimdeki nukte?

    Sevincim büyüklükte.

    Neden bastan beri hep bu yari sevinç?

    Aklimdan çikmadi ki hiç

    Niçin üzülüyorum?

    Sorumun cevabini biliyordum.

    Her sözünü hatirladim heyhat!

    Ne demisti o nurani zat

    "Parça parça sine isterim

    Isterim ki esas derdimi anlasin.

    Ah Rabbim, ayaklanamadik

    Kuheylanlar gibi sahlanamadik

    Hizmetim yok ki

    Hangi yüzle huzura varayim?!

    " Demisti.Evet öyle demisti

    Peki ya ben! Ben ne yapmistim ki

    Ve simdi ne yapiyorum?

    Birden durdum, vuruldum sanki

    Ne kadar akilsizmisim

    Parmaklarim agzimda

    Çoktandir böyle aglamamistim

    Ne yapayim simdi?

    Karsimda cennetin en güzel yeri

    Nasil döneyim geri?

    Nasil döneyim?!..

    Birakip Peygamberi, Sahabeleri

    Ama yol bu, erkan bu.

    Eli bos gidilmez ki Yakistiramam kendime

    O kadar da yüzsüz degilim hani!..

    Ah. beni gidi beni!.

    Ah. beni gidi beni!..

    Ne yapsinlar seni

    Boyunduruk yerde

    Düsmanlar içerde

    Kimse düsmesin böyle derde.

    Bitti


    Allah bizi Hakyol,dan ayirmasin....Amin.

     

                          Image Hosted by ImageShack.us            
      

    :

     

    Kurbanliklarin ne eti, ne de derisi Allah’a (cc) ulasir. Yaradulasan sizin takvanizdir. Kurbani Allah (cc) rizasi için kesmeli, etini Allah (cc) rizasi için dagitmali.

           src=
           
                     

                         

                        KURBAN iBADETi

      GiRiS;

               KURBANIN HÜKMÜ

                       KiMLERiN KURBAN KESMESi GEREKiR?

                               KURBANLIK HAYVANDA ARANAN SARTLAR

                                     KURBANLIK HAYVAN CiNSLERi

                                             KURBAN KESME ZAMANI

                                                   KURBAN KESEN KiSiNiN DI;KKAT ETMESI 
                                                                 GEREKEN HUSULAR

                                                                 KURBAN ETiNiN DAGI;ITIMI

                                                                        KURBAN HAYVANININ ETi DISINDAKi KISIMLARI

                                                                                  KURBAN HAKKINDA SORU VE CEVAPLAR 

    HACCA GiDiYORUZ

    HAC NEDiR

    Hac islamin bes sartindan biridir. ibadet amaciyla hac mevsiminde Kabe'yi ziyaret etmek ve orada yapilmasi gereken ibadetleri yerine getirmektir.

    Bir Müslüman'in ömründe bir kez hacca gitmesi yeterlidir.

    Kabe, Saudi Arabistan'da Hz. Muhammed'in dogdugu yer olan Mekke sehrinde bulunmaktadir.

    Hac zamani Kurban Bayrami öncesi arife ve bayram günleri olmak üzere bes gündür. Bu zaman dilimi disinnda yapilan hac ziyaretlerine umre denir.

    Hac, sözcük anlami olarak dinlerin kutsal olarak saydiklari yerlere yapilan ziyarettir.

    Hac ziyareti sadece Müslümanlarca gerçeklestirilen bir olgu degildir. islam'dan önce de Mekke'de Kabe'ye hac ziyareti yapildigi gibi, Hiristiyanlikta ve Buda inancinnda da hac ziyaretleri vardir

    KiMLER HACCA GiDEBiLiR

    Hacca gidebilmenin de bazi kosullari vardir. Hacca gitmek isteyen bir kisinin bu sartlari yerine getirmis olmasi gerekir.

    Nedir bu kosullar?

    • Müslüman olmak

    • saglikli (yolculuk yapamayacak kadar, hasta, çok ihtiyar ve engelli olmamak) olmak

    • aklibasinda (akli dengesi yerinde) olmak

    • ergenlik yasina gelmis olmak

    • hür olmak (köle olmamak)

    • hacca gidip gelinceye kadar kendisine ve geride kalan ailesine yetecek kadar helal parasi olmak

    • hapsedilmis veya yasaklanmis olmamaktir.

    NASIL HACI OLUNUR

    HacI olmak için Kabe'ye varildinda yapilmasi gereken bazi sartlar vardir. Bunlar belli bir sira ile yerine getirilir:

    • ihrama girmek: Haci adaylari bütün giyeceklerini çikartip iki beyaz havludan olusan bir örtüye (ihrama)sarilirlar. Bu; insanin mal, mülk, rütbe, makam gibi dünya yasamina ait olan olgulardan arinip sadece benligi ile kalmasini simgeler

    • Tavaf etmek: ihrama bürünmüs olan haci adaylariMekke'ye gelerek Kabe'nin etrafinda 7 kez dua ederek dolanirlar. Bu dolanma islemi Kabe sol tarafa alinarak ve Hacerül-Esved'den (Kabe'nin temelinde bulunan kutsal kara tas) baslayarak yapilir.

    • Arafat'ta vakfeye durmak: Arafat Mekke'nin 30 km. yakininda bulunan ovanin adidir. Hacilar burada arife günü günesin dogusunundan batisina kadar dua okur, ibadet ederler. Günes battiktan sonra buradan tas toplanir. Daha sonra Mina denilen yerde üç gün sembolik olarak seytan taslanir. Bundan sonra da hac ziyareti son bulur.

     

    HAC ILE ILGILI YANLIS INANCLAR

    Yeni bir hac mevsimine girmis oldugumuz için halkin arasinda yaygin olan yanlis inanislara deginmeyi uygun gördük.
    Bazi insanlar hac ibadetinin ihtiyarlikta yapilmasi gerekli olan veyahut dünyalik islerini bitirdikten sonra yapilmasi farz olan bir ibadet olduguna inanir. Bunun içindir ki toplumun içinden çesitli söylentiler duyar ve böyle inanislara sahit oluruz.
    Bazi insanlarimiz:
    "Ben daha gencim, hele ihtiyarlayarliyim, sonra hacca giderim."
    Bazilari da:
    "Benim, hacca gidip geldikten sonra çalismayi birakmam lâzim. Onun için hacci geciktiriyorum."
    "Ben evlenecegim, veya benim evlendirecek kizim-oglum var. Hac benim neyime?"
    Bunun gibi inançlar veya sözler, Allah Teâla'nin farz kildigi hac ibadetini yapmamak için seytanin verdigi vesveselerden baska bir sey degildir. Çünkü islâm Dininin bes esasindan biri hactir. Hacca gitmek için aranan sartlara sahip olan herkes bu farzi yapmakla yükümlüdür.
    Hac ibadetini ömürde bir defa yerine getirmekle insanin dünya isleri de aksamaz, iktisaden de bir yük getirmez. insana yük getiren, Allah'in farz kilmadigi konulari kendisine yüklemesidir; hacdan önce düzenlenen merasimler, hac esnasinda asiri ali veris ve hediyelik esya masraflari ile, hacdan sonra düzenlenen diger merasimler.
    Allah'u Teâla Kur'an-i Kerim'de "Orada açik alâmetler vardiki, bunlardan biri Makam i ibrahim'dir. Oraya giden, güven içindedir. Kendisine dokunulmaz. Yoluna gücü yeten her kimse için Beyti hac etmek, insanlar üzerine Allah'in bir hakkidir (farzdir). Kim bu farzi tanimaz, inkâr ederse, bilsin ki Allah, bütün alemlerden müstagnîdir (onlara muhtaç degildir).Âl-i imrân, âyet:97
    Bu âyet-i Kerimenin isiginda hacca gidecek olan kiside aranan sartlari söyle siralayabiliriz:
    1-Müslüman olmak,
    2-Akilli olmak,
    3-Bulüg çagina girmis olmak,
    4-Hür olmak,
    5-Geçinme kudreti olmak
    6-Haccin farz oldugunu bilmek,
    7-Beden sagligi olmak,
    8-Yol emniyeti olmak,
    9-Kadinlar için mahremi n olmasi
    10-Kocasi ölen veya bosanmis kadinin iddetinin bitmis olmasi
    Hac, diger ibadetler gibidir. sartlar tamamlandigi zaman, "gencim, ihtiyarim, mesgulüm," demek olmaz.
    Hac dönüsünde tarlada da, fabrikada da çalisabilirsin. Namaz kildikktan sonra, nasil böyle bahaneler aramiyor isen, hacta da arama! Hac dönüsünde kizini da, oglunu da evlendirirsin.

    Kaynak:
    1- Feteva-i Hindiyye: C.2 - sh. 82-91
    2- islâm ilmihali: Ali Fikri Yavuz sh. 287
    3-Tirmizi, C.3-sh.287


    Ahmet METE

    Yüce yaradanim o mubarek Beyti ni tavaf etmek isteyen
    her kuluna nasip etsin insallah
    Vuslat

      

     

    Adult Dating

     

     

    .

     
    indirmek için resimlerin üzerine tiklayin
     En Çok İndirilen
    İSTANBUL Süleymaniye Camii -müezzin mahfili-
    indirindir
    4.559 Kb.Hit: 29151
    MEKKE Mescid-i Haram
    indirindir
    2.696 Kb.Hit: 63039
     Editörün Seçimi
    İSTANBUL Bayezid Camii
    indirindir
    5.038 Kb.Hit: 12157 bilgi
    İSTANBUL Şehzadebaşı Camii
    indirindir
    4.055 Kb.Hit: 13169
    İSTANBUL Sultan I. Abdülhamid Türbesi
    indirindir
    3.883 Kb.Hit: 12958 bilgi
    En Son Eklenen
    BURSA Ulucami Avlusu
    indirindir
    4.178 Kb.Hit: 1093 bilgi
    BURSA Orhan Gazi Türbesi
    indirindir
    3.288 Kb.Hit: 984

    KONYA Alaeddin Keykubad Camii
    indirindir
    3.902 Kb.Hit: 1034

     

     Tarihî Mekânlar

    AKSARAY Somuncu Baba Mescidi
    indirindir
    4.498 Kb.Hit: 13526
    AKSARAY Sultanhanı
    indirindir
    3.799 Kb.Hit: 9494
    AKSARAY Sultanhanı -depo-
    indirindir
    3.670 Kb.Hit: 7190

     

     

        Guncel haber, Forum, ilahi portali      

     msn türkiye

     

     

    GÜLLERIN EFENDISI

    Image Hosted by ImageShack.us

     

                  SEN YOKTUN

    Hz Adem"deydi nurun.

    Önce cennet....

    Sonra yer yüzünü sereflendirdin.

    Adem nuruna affedildi

    Arafat  bu affa sahitti

     

    Sen yoktun....

    Nuh"un gemisindeydi nurun

    Dalgalar yer yüzünü bogarken

    Topragin bagrindaki su

    Gök yüzüyle bulusurken

    Ve bu bir ilahi azap derken,

    Allah nurunu tasidi

    Binbir sebeble

    Tufan ,nurunu selamladi edeple

     

    Sen yoktun....

    Hz ismail"deydi Nurun

    ibrahimi bir dua yukseldi

    Kimsesiz cöllerden.

    "Rabbimiz"dedi,

    "Onlar kendi iclerinden

    Senin ayetlerini okuyacak

    Kitap ve hikmet ögretecek onlara,

    Onlari temizleyecek bir elci gönder,

    Amin dedi on sekiz bin alem

    Nurunla aydinalanacak

    Minicik ellerini,

    Semaya kaldirarak.

    Amin dedi ismail,

    Hira Nur dagi amin diyerek ayaga kalkti,

    Medin"den adi Uhud olan

    Bir amin yankilandi,

    Sevr daginda,

     

    Sen yoktun Sultanim....

    Hz isa Ahmed diyerek

    Mustuladi seni

    Alemlerin efendisi diye sana   seslendi

    Artik ben sizinle cok söylesmem

    Dedi havarilerine

    Cünkü bu alemlerin reisi geliyor

    Bekleyin Ahmet geliyor

    Kinata Rahmet geliyor

    Havarilerin yüzünü oksayan,

    Ölüleri dirilten.

    Nefes oldun.

    Ama se yoktun.

     

    Sen yoktun....

    Hz.Abdullahin alnindaydi

    Nurun

    Basi egik gezerdi mazlum

    Put eyle göklereden seni soraradi

    Varaka seni aradi semada

    Anneler kiz cocuklarini 

    Hep aglayarak,

    Aglayarak süslerdi Ölüme!..

    Aglayarak hadi dayina gidiyorsun derdi

     

    Sen yoktun Sultanim....

    Canli ,canli topraga gömülmenin adi idi dayiya gitmek,

    Anne yüregini cildirtan caresizligi idi

    Ve yavrusununölüme gidisini

    Seyretmesi idi

    En son cocuk atilirken cukura

    Annesinin suretinde bir melek tuttu onu

    V e tebessum ederek Hira Nur

    Dagini gösterdi

    Melekler süslüyordu Hira"yi

    Efendisine hazirlaniyordu

    Cebeli Nur

    Efendisine hazirlaniyordu Mekke

    Alem efendisine hazirlaniyordu

    Kainatin gözü HZ Amine"deydi

    Toprak yalvariyordu Rabbine...

    Geldiye agliyordu mazlumlar

    Gözleri semada

    Ve bir gelisin vardi

    Ya Resülallah

    Bir inisin vardi yer yüzüne

    Ve Cebrail ardinda yalin kilic melekler

    Bir inisin vardi yer yüzüne

    Yetimler en huzurlu geceyi

    gecirdiler belkide doya doya

    Sonra bir sessizlik kapladi

    Seher vaktini

    Hersey sus pus olmustu

    Hadi diyordu Yildizlar

    Hadi diyordu  Ay

    Kainat bir isim duymak istiyordu

    VE bir ses yükseldi Amine"nin

    Evin den

    Muhammed.....

    Karanliklar aydinliga birakti yerini

    Muhammed....

    Seni yaradan Allah"a  kurbaniz

    Ey Dürr-i Yekta....

    Sana o adi verene kurbaniz

     

    Artik sen vardin....

    Susuz topraklara

    Rahmet indi seninle

    Anneden sonra anne Halim sevindi sana

    Yagmurami ihtiyac var ?

    Kaldir sehadet parmagini

    Yagmur salsin Allak

    Sonra tut agacin yapragini

    Köklerini cikarttirip

    Yanin da yürütsün Allah

    Yeterki sen iste

    Sen iste Ya Resülallah

    Deki ben kimim?

    Daglar taslar dile gelsin

    Dilsiz cocuklar ellerinden tutup

    Ente Resülallah desin

     

    Sen vardin

    Bedir kardi

    Uhud dardi

    Hendek yardi

    Yigitlerinnvardi

    Ölmek icin yarisan yigitlerin

    Hele bir Enes vardiki Ya Rasülallah

    Uhud "da  öldügünü duyunca

    Arkadaslarina

    "Niye burda oturuyorsunuz ?

    Diye seslendi

    Onlarda Allah"in Resülünü

     Öldürmüsler deyince

    Peki o öldükten sonra

    Yasayip da ne yapacaksiniz

    Kalkin onun gibi ölün ."demisti"

    Ve savasin en yogun oldugu

    Yerde sehit düsmüstü

    Hem de ne sehit ey Nebi

    Vücudu yaralardan

    Taninmaz halde idi

    Kiz kardesi ancak parmaklarindan tanidi onu

    Musab bin Umeyr in vardi senin

    Uhud da sancagini tasiyan

    Öyle bir askla bagliydiki sana

    Allah o gün meleklerini

    Musab suretinde indirdi

    Ebu Hureyren vardi

    Acikinca mescidin önünde dururdu

    Sana bakardi Sen anlardin

    Ya Ebahir gel derdin

     

    Ve sen gittin

    Bir gidisle gittin

    Ardinda hüzün kaldi

    Hasretin kaldi göklerde

    Bilal Ezan okuyamaz oldu

    Ne zaman tesebbüs etse

    "Muhammed Resülallah demeye

    Dizinin istüne cöker kendinden gecerdi

    Sonra günler ay aylar yil oldu

    Asirlar oldu

    Sensizlige actik gözlerimizi

    Ama Sen birakmazsin bizi

     

    Sen varsin

    Ey sehitler sultani sen varsin

    Bir sehit bile ölmezken

    Sana nasil yok deriz

    Ebu Talip Sam"a giderken

    Devesinin önüne gecip

    Beni burada kime birakipta gidiyorsun demistin

    "Ne anam var ne babam...."

    Ebu Talip birakmamisti bu yüzden

    Sensizligin izdirabiyla inleyen

    Ümmetini kime birakip gidiyorsun Ya Resülallah

    Birakma biziki Allah sen onlarin icindeyken onlara

    Azap edecek degiliz buyuruyor

     

     

    Birakma biziki

    Hayati seninle ögretti Rahman

    Kullugu seninle tanidik

    Duayi sen de ögrendik

    Sevgili

    Hz Ömer umre icin senden

    izin isteyince Kardescik dedin ona Duan da banada yer ayir

    Bizler Ömer degiliz ama

    Bütün dualarimiz senin icin

     

    Ey Rabbimiz ....!

    Resülünü anisimizdan

    Haberdar et...

    Ona binler salat, binler selam..

    Habibine Makami Mahmuduver

    O na vesile i lütfet

    O nu Refik i Ala ya yükselt...

    Bizi de affet

    O nun hatirina affet..

    Zatinin hatirina affet...

    Ne olur affet bizi...

    Bizi affet......!

     

     

     

     

     

     

     

     

     

           

     

     

     

                        
                 NiSAN SABAHI
    Babalar evlatlarini diri diri gömüyordu.
    insanlar cehalet icinde boguluyordu.
    Mazlumlar ezilip perisan oluyorlardi.
    Kadina hic deger verilmiyordu
    Tabi o zaman Sen  yoktun
     Ellerimiz havada, dillerimiz duada:
    Ey beklenen! neredesin? Gel artik icimize
    ve  bir hayirli nisan sabahinda bir ciglik yükseldi semalara Aminenin evinden. Beklenen geliyordu Muhammet Mustafa
    geliyordu.Alemlere rahmet geliyordu.
      Gelisinle durdu akan sular.Sen dogmadan günes dogmadi .Günes dahi
     seni selamla bekledi Rasulüllahtan önce dogmak olurmuydu hic ve senin dogusunla
     islamiyet dogdu
     Güller kokmaya basladi cicekler acti her tarafta . Gelisinle insan insan olmaya basladi.Gelisinle cehaletler yad ellere ,
    buruk gönüllerle yillarca yalanci sevdalar pesinde kosan bir nesil corak iklimlerde yok oldu.Senin göz yaslarinla büyüyüp gelisti
    Sen daima kini dipsiz kuyulara atip ,sevgiyi de dag doruklarina cikardin baskalari , ben derken beser baskalalari ,aile derken ,sen  ümmet, baskalrai nefsim derken sen neslim, baskalari ev derken ,sen hicret dedin Ya Rasulüllah.
     Ve simdi anliyorum gören gözlerimin hic bir degeri olmadigini, gülen biz olmustuk ,
    aglayan sen. Yeseren  hep biz olmustuk
    sulayan hep SEN ve son sözüm

                           
     

             BiZi GÜL"SÜZ BIRAKMA

    Biz bu sonbaharda bulusacaktik

     

    Gelecegin yollara umudumu yerlestirdim;Dikenlere sevdami gergef yaptim ki, hepsi güle dönsün.Bahar gelecek sen de gelecektin baharla.Ozaman visaline acacakti bütün cicekler ve visal kokacakti her biri.Rüzgar vuslat türkuleriyle esecek yapraklar Sana(s.a.v) dogru kimildayacak,semalar gelisine aglayacakti sevincten.

    Sen (s.a.v),gelecektin bulutlar siyah örtusünü cikaracakti yildizlar sönecek aydinligin da parlamaya devam edeceklerdi.

    Sen(s.a.v) gelecektin;Ay karamsarligini seninle giderecek güller gibi kokmanin ne demek oldugunu senden ögrenecekti

    Sen(s.a.v) gelecektin;Günes yeniden tebessüm edecektiSen (s.a.v) gülecektin,zerreler ihtizaza gelecekti.

    Sen(s.a.v)gülecektin bin bir Ebu Zer bakisli hasbi yüregimin cöllerinden gecip Bedr"e fethe gidecekti.Sen(s.a.v) gülecektin kainat gülecekti seninle.

          Bahar geldi gecti ,gecti sen gelmez oldun;

    Gelecegin yollarda ümidim taslarin gözyaslarini barindirdi.Dikenler pacaladi sevdamin gergefini.Bahar geldi ,cicekler haretine acti Gökyüzü,Nuh Tufanina tas cikardi Agaclar hasretinle sararip solarken,bulutlar yas ilan etti.

    Sen gelmedin Ay karamsarligiyla dagitti yakamozlari.Gönlümün gülleri Nemrut"a har,

    Baharin gülleri Ibrahim(as) atesine yar oldu. Yildizlar daha önce biraktigin izlere göz yaslarini akitti ve gelmeyisinin hüznü parladi;gönlümüzdeki okyanuslarda.

                  Taslara döndü kalbimiz ,gelmedin

    Bilirim bizim yüregimizdir taslara dönen,bizim kalblerimizdir. bir türlü sana dönmeyisimizin gözlerindeki yaslari silmeyisimizin yüregindeki hüznü gidermeyisimizin  taslasmisligidir Seni(s.a.v) bizden uzak tutan Ne Sen"in (s.a.v), ne de Sen"den sonrakilerin ayak izlerini takip ettik. Hep Sen" den(s.a.v) gayrisina kaydi bakislarimiz.Adimlarina yoluna,Sana yar olamadik.Sen Firdevsi birakip bize döndün,biz dünyayi birakip Sana dönemedik

    Sen(s.a.v) arslarin arsinda büyüklerin en büyügüyle muhattapken bizi sayikladin biz kücüklerin en kücügüyle beraberken .Seni unuttuk.Bizim yüregimiz,bizim kalbimizdir,bizim halimizdir taslara

    Seni bir türlü hakkiyla sevemeyisimizin taslasmisligidir gelmeyisinizin sebebi:

    Ey saniye yanipta farkina varamadigimiz Rahmet deryasi Ey Günese Günesligi güllere güllügü bizede insanligi ögreten Ey ümitlerimizin Efendisi! Mirac"tan  iner gibi,Hac"dan döner gibi gel bekledigimiz Ey varliginda güzel bir düs sicaklik bir gülüs ve cennette gecirilmis bir an. yoklugunda ise hazan oldugumuz Aglatilmisligin buruklugu ,kirlenmisligin utanci kücüge tenezzül etmenin kücüklügü ve günahlarin ezikligi ile bekliyoruz Seni.Gözlerimizle degil Sana ac gönüllerimizle bekliyoruz .Mekke"den hicret eder gibi dön. Belki oradakiler gibi hasbi degiliz amaSen"i görmeden inanan,gecelerde Seni arayan seccadelerinde okyanuslar barindiran hasbiler askina alemlere rahmet olarak gönderenve isyanlarimiza ragmen biz helak etmeyen  Yaradan askina dön

    Gözlerimizde semalarin gözyaslari,yüregimizde Adem vari pismanlik Cennetten kovulmus gibi bir hal icindeyiz ve biz ellerimizde gelecegine dair kücük bir umut tasiyoruz

     

    Arslarin arsina, Seni bize gönderen Rahman"i Rahim"e dönüp diyoruzki Ey Allahim Bizi Gül"süz birakma........

     

                                                  

                                                  

     

     
     

    RAHMET AYI RAMAZAN

                                                  Ey iman edenler !
                    Oruc siz den önce gelip-gecmis ümmetlere yazildigi
                    gibi sizin üzrinizede yazildi.Umulur ki korunursunuz
                                     (  Bakara suresi 183)

     

                                                           ORUC NASIL TUTULUR 

     

        Dinimizdeki temel ibadetlerden birisi de Ramazan ayinda oruc tutmaktir. Oruc Bakara suresinin 183. ayetinde belirtildigi üzere Islamiyetten önceki ilahi dinlerde de var olan ve tarihin derinliklerine kadar uzanan bir ibadettir.

        Oruc, niyet ederek tan yerinin agarmaya baslamasindan, günesin batmasina kadar yemekten icmekten ve cinsi iliskiden uzak durmak suretiyle yerine getirilen bir ibadettir.

        Oruc,müslüman,akilli ve erginlik cagina gelmis olan herkese farzdir.Kendisine oruc farz oldugu halde, oruc tutmayacak kadar hasta olanlar ile yolcular, oruc tutmayabilirler. Yolcular memleketlerine dönünce, hastalar da iyilesince tutmadiklari oruclarini kaza ederler. Iyilesmeleri mümkün olmayan hastalar ise, tutmadiklari ramazan oruclarinin her günü icin bir fidye yani, bir kisinin bir günlük yiyecegini veya o yiyeceginin karsiligi olan parayi yoksula verir.

        Oruc kalp ile niyet etmek yeterli ise de, dil ile de `` niyet ettim Allah rizasi icin oruc tutmaya`` demek suretiyle, niyet hem kalile hem de dil ile yapilmasi daha güzeldir.Oruc tutmak gayesi ile sahura kalkmak da niyet sayilir. Her gün orucuna ayri ayri niyet etmek sarttir.

        Oruc insanlari dünyada kötülüklerden sakindiran, ahirette de cehennem azabindan koruyan ve günahlarin bagislanmasina vesile olan bir ibadettir.

        Sevgili Peygamberimiz de bir hadislerinde: ``Kim Ramazan orucunun farz olduguna inanarak ve karsiligini da yanliz Allah`tan umarak oruc tutarsa, onun bütün gecmis günahlari bagislanir``  (Riyazü`s - Salihin Terc. c. 2.sh. 489) buyurarak günahlardan bagislanma vesilesi olan önemli bir ibadet olduguna isaret etmislerdir.

        Insan, orucundan bekledigi manevi hazzi alabilmesi ve günahlarinin bagislanmasi icin, sadece midesine degil, bütün organlarina oruc tutturmasi gerekir.

        Yani insan, nefsinin asiri isteklerine karsi koyabilmesi, öfkesini yenebilmesi ve eline, ayagina, diline, gözüne, kulagina, kalbine, düsüncesine oruc tutturabilmelidir.

        Baskalarina zarar vermekten, etrafindaki insanlari huzursuz etmekten kacinmali, herkesle iyi gecinmeli ve kendisi ile iyi gecinmelidir.

        Böylece bütün ibadetlerde oldugu gibi, özellikle oruc ibadetinin gayesi   ferdin ve toplumun hayati huzurlu ve mutlu olacaktir.

        

       

                           Free Image Hosting at www.ImageShack.us

                         

    TERAVIH VE RAMAZAN GECELERININ IHYASI 

    Ramazan ayi, Allah’in kullarina ihsan ettigi önemli bir aydir. Faziletiyle ilgili yazilmis ve söylenmis çok söz vardir. Ama ne olursa olsun asil olan yasanmasidir. Aksi taktirde bildigini yasamayan insan konumuna düsülür ki, bu da Islâm’in kabul etmedigi bir gerçektir.

    Ramazan gecelerinin ihyasiyla ilgili Ebu Hureyre’den mervî su hadis dikkat çekici: “Rasulullah ramazan gecelerini ihya etmeye tesvik eder, fakat kesin olarak emretmezdi. Her kim inanarak ve karsiligini Allah’tan bekleyerek ramazani ihya ederse, geçmis günahlari bagislanir.”

    “Ramazani ihya etmek...”ten maksat, namaz kilarak ihya etmektir, bu namaz da teravih namazidir denmis. Bir baska hadisi serifte de Peygamberimiz: “Süphesiz Allah ramazan orucunu farz kildi, ben de ramazan gecelerini ihya etmeyi sünnet kildim. Her kim inanarak ve sevabini Allah’tan bekleyerek ramazani oruçla, gecelerini de namazla ihya ederse anasindan dogdugu gibi günahlarindan temizlenmis olur.” buyuruyor.

    Görüldügü gibi ramazan gecelerini ihya etmek, Müslüman için son derece menfaatli bir durum. Burada teravih namazi olarak zikredilmeye çalisilmissa da, sadece buna hasretmek eksik olur. Asil olan, bu geceleri en hayirli bir sekilde degerlendirmektir. Kur’an okumak, Peygamber hayatini okumak, tefekkür ve tezekkürle mesgul olmak, ramazan gecelerinde yapilmasi gereken islerden olmalidir.

    Ramazan ayi, Kur’an ve ibadet ayi oldugundan, gündüzleri oruçlu insanlarin, gecelerini de malayani ile geçirmeden, gündüzki orucun sevabini yok edici davranislarda bulunmamasi gerekir. Onun için de insan, ramazan ayinda her yönüyle kendini hesaba çekmeli. Yaptigi güzelliklere devam etmeli, yapmamasi gerekip de yaptigi yanlislardan da vazgeçip, nasuh tevbesi yapmalidir. Deyim yerindeyse yeniden dogmak için ramazan ayini, kul, firsat bilmeli.

    Özellikle ramazan gecelerinin ihyasinda en verimli is teravih namazidir. Simdi de teravih namazinin nasil ve ne kadar kilinmasi gerektigi ile ilgili bilgileri size aktaralim.

    Teravih Namazi

    Teravih, nefsin istirahat etmesi demektir. Ramazan ayi içinde kildigimiz teravih namazlarinda her dört rekattan sonra dinlenildigi (dinlenmesi gerektigi) için bu sekilde adlandirilmistir.

    Tek ve cemaatle kilinabilen teravih namazinin hükmü, Ahmet b. Hanbel, Safiî ve Ebu Hanife ile Malikîlerden bazilarina göre EFDALDIR. Bu hükme bu mezheplerden bazi müctehidler farkli görüsler de beyan etmislerdir. Mesela Tahavî, vacib-i kifaye demistir.

    Peygamberimizin teravih namazini devamli cemaatle kilmadigindan Islâm âlimlerinin bir kismi evde kilmanin faziletli oldugu kanaatine varmislar. Hz. Ömer devrinden sonra teravih namazi Islâm’in siâri haline geldi ve Müslümanlar bunu devamli olarak kildilar. Bu sebeple alimler teravihi camilerde kilmanin efdal oldugu hususunda görüs birligine vardilar ve bu konuda asagidaki delilleri zikrettiler:

    Hz. Aise (r.a.) diyor ki: “Hz. Peygamber mescitte namaz kilmisti. Bir grup cemaat de O’na uyarak namaz kildilar. Sonra ikinci gün yine kildi. Bu sefer cemaat çogaldi. Sonra üçüncü gün, yahut dördüncü gün cemaat yine toplandi. Fakat Hz. Peygamber onlarin yanina çikmadi. Sabah olunca da söyle buyurdu: “Yaptiginizi gördüm. Ancak size çikmaktan beni alikoyan sey, size bu namazin farz olmasindan korkmamdir.”

    Görüldügü gibi Hz. Peygamber, teravih namazini cemaatle kilmistir. O’nu cemaate devam etmekten “ümmetime farz kilinir” endisesi alikoymustur.

    Ebu Hureyre diyor ki: “Hz. Peygamber, ramazanda çikip bakti ki, bir grup cemaat mescidin bir kösesinde namaz kiliyor. “Bunlar nedir?” diye sordu. Dediler ki: “Bunlar Kur’an okumayi bilmeyen bir topluluktur. Ubey b. Kâb namaz kiliyor, onlar da onun namazina uyarak kiliyorlar.” Bunun üzerine Hz. Peygamber buyurdu ki: “Dogru yapiyorlar. Yaptiklari sey ne güzeldir.”

    Hz. Ömer (r.a.)’in, cemaati Übey b. Kâb’in arkasinda topladigi belirtilir. Zikredilen bu deliller teravih namazinin cemaatle kilinmasina delil teskil etmektedir.

    Hz. Peygamber’in: “Farz olani müstesna namazin efdali, kisinin evinde kildigi namazdir.” sözünü alimler, teheccüd namazina hamletmislerdir. Nitekim bayram namazlari, küsuf ve istiska gibi cemaatle kilinmasi mesru olan bazi namazlari umumdan istisna ettiler. Teravih namazi da böyledir. Bunun için Ömer b. el-Hattab, teravihin farz kilinmasi endisesi ortadan kalkinca, cemaatle camide kilmayi emretmistir. Bu uygulama o zamandan günümüze kadar böylece devam edegelmis ve ramazan ayinda teravih namazi kilmak, Islâm’in siari olmustur. Ancak teravihi camide cemaatle kilmayip da evinde kilan kimse kötülenmez, ayiplanmaz.

    Teravih namazi konusunda sahabe uygulamasina gelince; Hz. Peygamber’in vefatindan sonra Ebu Bekir ve kismen de Ömer döneminde teravih namazi münferiden, yani cemaat olmaksizin kilinmaktaydi. Bir ramazan öncesi Ömer mescide çiktiginda, halkin daginik bir sekilde teravih namazi kildigini görmüs ve daginik bir sekilde kilmak yerine insanlari bir imamin arkasinda toplayip teravih namazinin cemaatle daha derli toplu, düzenli bir sekilde kilinmasinin uygun olacagini düsünmüs ve ertesi gün Ubey b. Kâb’i teravih imami tayin etmistir. Düzenli bir sekilde namazin kilindigini görünce de: “Bu ne de güzel bir yeniliktir (bidat).” diye memnuniyetini ifade etmistir.

    Teravih Namazinin rekat sayisi

    Bu konuda alimlerin üç görüsü vardir:

    1- Teravih sekiz rekattir. Muhaddislerin ve Muhakkiklerin görüsü.

    2- Teravih yirmi rekattir. Üç imam; Ebu Hanife, Safî ve Ahmet b. Hanbel’in görüsü.

    3- Teravih otuz alti rekattir. Imam-i Malik’in görüsü.

    Bu görüs içinde muhtelif deliller mevcut. Yalniz üçüncü görüs konusundaki delil hayli zayif. Birinci ve ikinci görüs konusunda oldukça kuvvetli deliller mevcut. Bu konuda delillerle sizlerin dikkatini dagitmak istemiyorum. Fakat sunu ifade etmeyi de vazife addediyorum: Bu açiklamalara göre, teravih namazinin sekiz rekatinin Hz. Peygamberin sünneti, geri kalan on iki rekatinin ise, teravihin yirmi rekat olduguna dair, sahabenin sünneti ve Islâm ümmetinin ramazan ayini ihya gecesiyle yasattigi gelenegi oldugu ortaya çikmaktadir. Bu durumu birbirinden ayirmak için bazi Hanefîler teravih namazinin ilk sekiz rekatinin RATIBE sünnet, geri kalan on iki rekatinin ise MÜSTEHAB oldugunu söylemislerdir.

    Ramazan ayi Kur’an ayi, ramazan ayi ibadet ayi; bu aya erisen Mü’minler bunun kadrini, kiymetini iyi bilmeliler. Bir kudsî hadiste buyuruluyor ki: “Kulum bana nafile ibadetle yaklasir; ben onun gören gözü, tutan eli, yürüyen ayagi olurum.” Bizler de bu anlayis üzere hayatimizi idame etmek istiyorsak ibadetlerimize özen göstermeliyiz. Ister sekiz, ister yirmi, ister otuz alti kilalim; ister evde, ister mescid/camide kilalim mühim olan hakkiyla ve Allah’in rizasina uygun olarak kilmaya çalismamizdir.

    Allah’a yakin olmaya çalisip, Allah’a yaklastirici ibadet etmeye gayret edelim.

    Yaziyi tamamlamaya çalisirken bir hususu da izah etmek istiyorum. Ülkemizde kilinan teravih namazlari adeta sürat yarisi seklinde eda edilmeye çalisiliyor. Ne hikmetse böyle bir teamül mevcut. Oysa teravih namazinin hizli kilinacagina dair en ufak bir kaynak mevcut degil. Hal böyle olunca mü’minlerin bu konuya dikkat etmeleri gerekir. Oysa bizler biliyoruz ki, geç saatlere kadar teravih kilinirdi.

    Bu hususta su, bazi kimseler çabucak teravih namazini kilip, kahvehanelere dolup sahur vaktine kadar oturup/oynayip ondan sonra -bir kismi sabah namazini kilip bir kismi da onu dahi kilmadan- yatmakta. Bu son derece mahzurlu. Sevaba ihtiyaci olan biz mü’minlerin böylesi hallerden uzak durmasi gerekir.

    Ne mutlu her seyi Allah’in rizasina uygun yapmaya çalisanlara!

    Kaynaklar:

    1- Islamî Arastirmalar Sayi: 4 Nisan 1987

    2- Ilmihal-i Islam ve Toplum: ISAM-TÜRKIYE DIYANET VAKFI-ISLAM ARASTIRMALARI MERKEZI, IST. 1999.

          

     

    EKMEK

     
    EKMEK 
    Uzun yillar mutlu bir evlilik sürdüren yasli cift evliliklerinin Ellinci yilini yasamaktaydilar ve mutlu süren evliliklerinin altin yilini kutlamislardi. Bir gün kahvaltida kadin   kendikendine düsünüp;
    Elli yil boyunca kocama nazik davrandim ve ona her zaman ekmegin iyi pismis, kitir tarafini verdim. Ama bugün bu lezzetli kismi kendime ayirayim artik diye düsünmüs ve ekmegin kitir kismini yaglayip kendisine ayirmis, öbür yumusak tarafini da esine vermis. Bekledigi tepkinin aksine kocasi sevinerek, karisinin  eliniöpmüs ve söyle
    demis;      
    "Sevgilim ,bana günün en mutlu anini yasattin. Elli yildir ekmegin en sevdigim yeri olan yumusak tarafini yiyemiyordum; cünkü cok sevdigin icin o parcayi hep sana birakiyordum      

    EVLILIK AGACI

     
                  
     
    Yeni evli bir cift vardi.Evliliklerinin daha ilk aylarinda,
    bu isin hicde hayal ettikleri gibi olmadigini,
    anlayivermislerdi.Aslinda birbirlerini sevmiyor degillerdi.
     Son zamanlarda okadar cok olmasada evlenmeden
    önceki gibi birbirlerini cok sevdiklerini cokca
    söylemiyorlardi,halbuki önceden ne kadar da dil
    döküyorlardi bir birlerine.Ama simdilerde,kücücük
    bir söz, ufak bir hadise aralarinda orta capli bir
    kavganin cikmasina yetiyordu.
     Bir aksam oturup, iliskilerini  gözden gecirmeye karar
    verdiler.Her ikiside, bosanmayi istememekle
    beraber,islerin böyle gitmeyecegini biliyorlardi
     Erkek,"Aklima bir fikir geldi"dedi hanimina
    bahceye bir bir agac dikelim ve eger bu agac
    üc ay icin de kurursa bosanalim.
    Kurumaz da büyürse bunu bir daha aklimizdan
    gecirmeyelim. Bu süre icnde ayri ayri odalarda
    kalalim. Bu ilginc fikir hanimin da hosuna gitti.
     Ertesi gün gidip bir meyve fidani aldilar,
    ve beraber bahceye diktiler.
     Aradan bir ay gecti. Bir gece bahcede karsilastilar.
    Her ikisini de elinde ici su dolu birer bidon vardi.
                              

    NECID COLLERINDE

     Image Hosted by ImageShack.us
     
     
                  NECiD CÖLLERiNDE
     
     Image Hosted by ImageShack.us                                               Image Hosted by ImageShack.us
                        YA NEBi
    Nasilki bagri yanar gün kizinca sahranin,
    Benimde ruhumu yaktikca yakti hicranin.
    Harimi Pakine can atmak istedim durdum Image Hosted by ImageShack.us
     Gerildi karsima yillarca ailem,yurdum.
    Tahammul et dediler,hangi bir zamana kadar,
    Ne bitmez olsada tahammül,onunda bir sonu var.
     Gözümde tüttü bu andikca yandigim toprak,
    Önümde durmadi artik ne hanuma ne ocak.
      Yikildi hepsi,ben astim diyari Sudan"i,
    Üc ay tihame deyip cignedim beyeabani.
    Kemiklerim bile yanmisti belki sahrada,
    Yetismeseydin eger Ya Muhammed imdada.
    Eserdi kumda yüzerken serin serin nefesin,
    Akarsular gibi caglardi her tarafta sesin.
    iradem oldugu gündür senin iradene ram,
    Bir an olsun yollarda durmak bana haram
     Bütün hayakil-i hilkat ile hasbihal ettim,
    Laleye derdimi doktum cibali söylettim.
    Yanip tutusmadan yummydim gözümü,
    Nücuma sorki bu gözler uyku gördümü?
    Azab-i Hecrine katlandim elli üc senedir,
    Sonunda anlima carpan bu zalim örtü nedir?
      Üc bes sineyi hicran icinde inleterek,
    Cikan yüreklere husran mi, merhamet mi gerek?
    Demir nikabini kaldir mezari pakinden.
    Bu hasta ruhumu artik,ayirma hakinden.
    Nedir o mesale nurunmu ya Resuallah,
    Sükün icinde bir an gecti,sonra kisa bir ahhhh
      Image Hosted by ImageShack.us     YA NEBi su halime bak!!!!!!Image Hosted by ImageShack.us